Farklı olma hakkı

İstanbul’da başlayıp Türkiye’ye yayılan protesto gösterileri konusunda çeşitli tanımlamalar yapılıyor. Radikal gazetesinde Ahmet İnsel, olayları “Haysiyet ayaklanması” olarak niteledi. Prof. İnsel, Türkiye’de yaşananların Arap ayaklanmalarına benzemediğini vurgulayarak “Bu mütecaviz ve mütehakkim siyaset yapma tarzını, bu hor gören üslubu hazmedemeyenlerin, yurttaş haysiyetlerinin zedelendiğini düşünenlerin ayaklanmasıdır. Bu nedenle rejime karşı isyan değil, bir haysiyet ayaklanmasıdır” diye yazdı. Çok doğru. Türkiye basınında başka birçok doğru tespitler de yapılıyor. Benim eklemek istediğim şu: Belirli kesimlerin farklı olma hakkı çiğnendiği için insanlar patladı. Gelişmiş demokrasinin olmazsa olmazlarından biri farklı olma hakkına saygı gösterilmesidir. Farklı olma, yaşamın tüm yönleri ile ilgili olabilir. Etnik köken, inanç, dil, ırk, yaşam tarzı, kültür, insanların tercihleri vs. Farklılıklara hoşgörülü davranmayan, onlara yaşam alanı tanımayan, tek tip toplum yaratmaya çalışan sistemler demokratik sistemler olamaz. Hele küreselleşen, bunun sonucunda farklılıkların daha da iç içe geçtiği dünyamızda herkesi kendinize benzetme girişimleri otoriterliktir. İnsanların farklılıklarını özgürce, karşılıklı saygı ve hoşgörü içinde yaşadığı toplumlar özgür ülke adına layıktır.

    21. yüzyılın en önemli sınavı devletlerin farklı olma hakkını başarı ile hayata geçirerek, toplumların farklı kimlikler temelinde parçalanmalarının önüne geçmektir. Türkiye’nin 3 önemli fay hattı vardır. En önemli görev bu fay hatlarının kırılmaması, sosyal deprem yaşanmamasıdır. Türk-Kürt, Sünni-Alevi ve dindar-laik fay hatları, üzerinde devamlı çalışma ve hassasiyet gerektiren fay hatlarıdır. Türk-Kürt fay hattında olumlu adımlar atılırken, diğer iki fay hattını germek akıl işi değil. Kürt sorunu ile ilgili barış süreci çok önemlidir. Bu konuda doğru yönde adımlar atılıyor. Bu sürecin başarı ile tamamlanabilmesi için Sünni-Alevi ve dindar-laik kutuplaşmalarından kesinlikle kaçınmak gerek. Farklı olma hakkı, Türk, Kürt, Sünni, Alevi, dindar, laik ve diğer tüm kimliklerden herkesin kendi kimliğini özgürce yaşayabilmesi, kimsenin kimseye bu nedenle müdahale etmemesidir. Hoşgörü içinde birlikte yaşamaktır.

    Haysiyetinin ve yaşam tarzının tehdit edildiğini düşünen insanlar buna tepki gösteriyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “ On yıldır incinenler olabilir” diyerek buna parmak bastı. Toplumun yüzde 50’sini rahatlatırken, diğer yüzde 50’sini incitmek hatadır. Başbakan Erdoğan yüzde 50’nin Başbakanı değildir. Tüm halkın Başbakanı’dır. Kendisi gibi düşünmeyen, kendisine oy vermeyen insanlara karşı da görevleri vardır. Sosyal mühendislik girişimleri dünyanın hiçbir yerinde başarılı olmamıştır. Kendi yaşam ve düşünce tarzınızı başkalarına dayatma girişimlerine demokrasilerde yer yoktur.  

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Demokrasi sadece seçim değildir” dedi. Çok doğru. Seçim demokrasinin sadece önemli bir yönüdür. Demokrasinin diğer yönleri eksikse o demokrasi sınırlı, liberal olmayan bir demokrasidir. Freedom House, bu temelde ülkeleri üç gruba ayırır. Özgür ülkeler, yarı-özgür ülkeler ve özgür olmayan ülkeler. Türkiye, yarı-özgür ülkeler arasındadır çünkü hak ve özgürlükler alanında eksikleri vardır. Amaç Türkiye’yi özgür ülkeler grubuna taşımak olmalıdır. Taksim Meydanı’nda ve diğer meydanlarda toplanan insanların talebi budur. Türkiye ve halkı daha kaliteli demokrasiye layıktır.

   Başbakan Erdoğan hep seçim vurgusu yaptığı için demokrasinin hak ve özgürlükler, hukuk devleti yönlerini kısaca hatırlayalım. Nedir bunlar? İfade özgürlüğü; basın ve yayın özgürlüğü; örgütlenme özgürlüğü; barışçı gösteri ve protesto yapma özgürlüğü; düşünce ve inanç özgürlüğü; dilini, kimliğini, kültürünü serbestçe ifade etme özgürlüğü; mahkeme kararı olmadan arama ve el koyma olmaması; rüşvet olmaması; devletin ve devlet olmayan aktörlerin şiddet ve baskısına maruz kalmama; hukuk devleti; tüm vatandaşların yasa önünde eşit olması; keyfi tutuklama, hapsetme, sürgüne gönderme olmaması; hiç kimsenin yasanın üstünde olmaması; yürütmenin gücünün sınırlı olması; yetkililerin yasaları ve anayasayı çiğnememesi; mahkemelerin gerçekten bağımsız olması; kişinin aleyhindeki suçlamaları bilme hakkı, suçsuzluk karinesi; bağımsız bir mahkemede adil, süratli ve açık yargılanma hakkı; hiç kimseye işkence veya kötü muamele yapılmaması. Haklar ve özgürlükler manzumesine başka eklemeler de yapılabilir ama yukarıdakilere baktığınız zaman Türkiye’nin niçin yarı-özgür ülkeler grubunda olduğunu anlayabilirsiniz. Gezi Parkı protestoları başlayınca yaşanan medya karartması bunun tüyler ürpertici kanıtı. 

     Hak ve özgürlükleri, insanların farklı olma hakkını eksiksiz hayata geçirmeyen toplumlar özgür sayılmaz. Başbakan Erdoğan’ın yeni balkon konuşması yapması gerektiği söyleniyor. Demokrasinin sadece seçim olmadığını anlamazsa, farklı düşünmek ve yaşamak isteyen insanlara hoşgörülü olmazsa, topluma kendi istediği şekli verme çabalarından vazgeçmezse istediği kadar balkon konuşması yapsın. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç doğru yaklaşımı ortaya koydular. Krizi aşmanın yolu budur.

 

Daha fazla göster

Yorum yazıp fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Reklam engelleyici kullandığınızı görüyoruz. ÜCRETSİZ olarak dağıtılan binlerce gatezemiz ve internet sitemizde yer alan haberleri okuyabilmeniz için her yıl on binlerce pound harcıyoruz. Bu ise sitemizde bulunan reklamlar sayesinde gerçekleşmektedir. londragazete.com’u kullanmaya devam etmek için lütfen bu alan adını reklam engelleyicisine ekleyerek bize destek verin.