Suudi Arabistan-İran krizi

Ortadoğu’da mezhepsel gerginlik had safhada. Suudi Arabistan’ın Şii din adamı Nemr Bakır en-Nemr’i idam etmesi İran’la derin krize yol açtı. Bu kriz tüm Ortadoğu’yu olumsuz yönde etkileyecek. Zaten kaos içinde olan bölge daha da istikrarsızlaşacak. “Ortadoğu’da mezhep kavgaları” başlıklı yazımda bölgede halen devam etmekte olan kaos ve çatışmaların önemli bir boyutunu da mezhep kavgalarının oluşturduğunu vurgulamıştım. Bu kavganın bir tarafında Suudi Arabistan, diğer tarafında da İran var. İkisi de teokrasi. İki ülke arasındaki gerginlik ve kriz şimdi başlamadı. Bu mezhep kavgasının kökleri 1400 yıl öncesine uzanır. Ancak 1979 İran İslam Devrimi sonrasında iki teokratik rejim arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Bölgesel hegemonya için rekabet arttı. “Arap Baharı” bu rekabeti körükledi. Riyad ve Tahran, Irak, Suriye, Yemen gibi ülkelerde “vekalet savaşları” içine girdiler. Ekonomik düzeyde de “savaşıyorlar”. Petrol fiyatlarının düşmesi her iki ülkeye de zarar veriyor ama Suudi Arabistan’ın üretimi azaltmaması İran’a zarar verme girişimi olarak yorumlanıyor. Şeyh Nimr’in idamı ve buna tepki olarak Tahran’daki Suudi Arabistan büyükelçiliğine düzenlenen saldırı, ilişkileri kopardı. Suudi Arabistan, Bahreyn ve Sudan, İran ile diplomatik ilişkileri keserken Birleşik Arap Emirlikleri diplomatik ilişki seviyesini düşürdü. Kuveyt, İran’daki büyükelçisini geri çağırdı. Ortada büyük çaplı bir kriz var. Tüm dünya bu krizi kaygı ile izliyor.

Suudi Arabistan-İran rekabetini sadece dini nedenlerle açıklamak yanlış olur. Tıpkı Osmanlı-Safevi mücadelesini sadece dini nedenlerle açıklamanın yanlış olması gibi. Ancak konunun mezhep boyutu çok önemlidir. Mısır’ın Arap dünyasındaki rolünün zayıflaması ve ekonomik açıdan Suudi Arabistan’a bağımlı hale gelmesi ile Riyad Arap ve Sünni dünyasının liderliğine soyundu. Petrolden elde ettiği zenginlikle bunu sağlayabileceğini düşündü. Halbuki Suudi Arabistan’ın dayandığı ve ihraç etmeye çalıştığı Vahabilik-Selefilikle Sünni dünyasına liderlik yapması mümkün değil. Suudi rejiminin ciddi iç sorunları var. Petrol fiyatlarındaki düşüş ekonomisini zora soktu. İran’la giriştiği “vekalet savaşları”nda başarılı olduğu söylenemez. Yemen’de bataklığa saplandı. Irak ve Suriye’de de gelişmeler istediği yönde değil. İran’ın nükleer programı konusunda ABD ile İran arasında anlaşmaya varılması Suudi rejiminin moralini fena halde bozdu. Bu anlaşmaya en fazla karşı çıkan iki ülke İsrail ve Suudi Arabistan’dı. İşte bu ortamda Suudi Arabistan (dıştan gelen tüm uyarılara kulak tıkayarak) Şii din adamı Şeyh Nimr’i idam etti. Suudilerin bu idamın neden olacağı krizi öngörememesi mümkün değildi. İdam kararı hesaplı bir adımdı ama evdeki hesap çarşıdakine uymayacak gibi.

ABD ve AB gibi aktörler, Suudi Arabistan-İran krizinin bu ay sonunda Cenevre’de yapılacak Suriye barış görüşmelerini olumsuz etkilemesinden korkuyorlar. Kriz sadece Suriye konusunu değil Irak, Yemen, Lübnan gibi ülkelerdeki sorunları çözümleme çabalarını da baltalayacak. Ortadoğu’da barış ve istikrar isteyen hiç bir ülke bu krize duyarsız kalamaz.

Suudi Arabistan-İran krizi Türkiye’yi yakından ilgilendirir. Sami Kohen’in de belirttiği gibi Türkiye’nin bu krizde arabulucu rolü üstlenmesi zor. AKP iktidarının son 4-5 yıl içerisinde Ortadoğu’da izlediği hatalı politikalar Türkiye’nin arabulucu rolünü ortadan kaldırdı. Türkiye’de çoğunlukta olan Sünni Hanefilik ile Suudi Arabistan’daki Vahabilik bir birinden çok farklı olsa da son dönemlerde Türkiye’nin Suudi Arabistan’a gereğinden fazla yaklaşması onu Ortadoğu mezhep fay hattında taraf haline getirdi. Kısa süre önce Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan “Teröre karşı İslam İttifakı” içinde Türkiye’nin de yer alması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Aralık ayı sonlarında Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında verilen mesajlar, Türkiye’nin Riyad’ın yanında yer aldığı imajını güçlendirdi. Halbuki Türkiye’nin mezhep kutuplaşması dışında kalarak kendi ulusal çıkarları temelinde hem Suudi Arabistan, hem İran, hem de diğer bölge ülkeleri ile ilişkilerini iyi tutması gerekir.

Şii din adamının idam edilmesi ile patlak veren Suudi Arabistan-İran krizi konusunda Ankara’nın takındığı tavır doğrudur. Bu krize taraf olmak büyük hata olurdu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada iki ülke arasındaki gerginliğin bölgenin güvenlik, istikrar ve barışını olumsuz etkileyebileceğinin ifade edilmesi, “Türkiye, bir an önce tehdit dilinin bırakılarak diplomasi diline dönülmesini ve teenni ile (temkinli) hareket edilmesini istemektedir” mesajının verilmesi doğru bir tavırdır. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun krizle ilgili olarak, “Bölgedeki tüm ülkeler konuya aklıselimle yaklaşmalı; her türlü yapıcı gayrete hazırız” demesi de doğru yaklaşımdır.

Mezhep kavgaları, mezhep temelinde kutuplaşma bölge ülkelerinin ve Müslümanların yararına değildir.

Daha fazla göster

Yorum yazıp fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek verin