Burma’da Müslümanlar katlediliyor

Bugün, siz okurların dikkatini dünyanın uzak bir bölgesinde, pek manşetlere çıkmayan bir konuya çekmek istiyorum. Resmi adı Myanmar olan Burma’da Budist militanlar bir süreden beri Müslümanlara yönelik katliamlar gerçekleştiriyorlar. Burma, yarım asırlık askeri diktatörlükten yavaş yavaş çıkma sürecinde bir ülke. Ülkenin nüfusu 60 milyon civarında. Bu nüfusun üçte birini etnik azınlıklar oluşturuyor. Nüfusun yüzde 87’si Budist’tir. Hristiyanlar yüzde 4.5, Müslümanlar yüzde 4 civarında. Müslümanlara yönelik saldırılar geçen yıl başladı ve devam ediyor. İnsan hakları örgütleri, hükümetin Müslümanları korumak için etkin tedbirler almadığını ortaya koyuyorlar. Birçok yerde Budist saldırganlar polisin gözleri önünde katliam yapıyorlar. İşin ilginç yanı saldırılara Budist din adamlarının da katılması ve kışkırtması. Şimdiye dek Burma adı bize bu ülkede demokrasi mücadelecisinin sembolü Aung San Suu Kyi’yi hatırlatıyordu. Şimdi, Müslümanlara yapılan zulmü de hatırlatıyor.

    Human Rights Watch örgütü, Burma’nın Rakhine eyaletinde yaşanan katliamlar konusunda detaylı bir rapor hazırladı. Raporda Müslümanlara yönelik etnik temizlik yapıldığı belirtiliyor ve hükümet yetkilileri, Budist din adamları, yerel yöneticiler, güvenlik güçleri bu konuda suçlanıyor. Bölgede yüzlerce insan öldürüldü. 125 bin insan evlerini terk etti ve göçmen oldu. Tabii saldırılar sadece bu bölge ile sınırlı değil. Ülkenin tümünde Müslümanlar hedef alınıyor. Bu saldırılarda devlet güvenlik güçlerinin de rolü olduğu biliniyor.

   Göç eden Müslümanlar kamplara yerleştiriliyor. Bangladeş sınırındaki kamplarda 200-300 bin, Tayland sınırındaki kamplarda 180 bin kişi olduğu belirtiliyor. Bu kamplarda yaşam koşullarının çok kötü olduğu gelen bilgiler arasında. Budist saldırganlar Müslümanların yerleşim yerlerine girip cami ve evleri yakıyorlar, insanları öldürüp yaralayarak korkutuyorlar ve yaşadıkları yerleri terk etmeye zorluyorlar. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Rusya’da Yahudilere yapılan pogromlara benzer saldırılar 21. yüzyılda Burma’da yaşanıyor ve dünya buna fazla ses çıkarmıyor.

   Burma’da yaşayan farklı etnik ve dini kimlikler arasında gerginlikler yeni değil. Ülkede 135 farklı etnik grup var. 21. yüzyılda devletlerin en önemli görevi, sınırları içindeki farklı kimliklerin eşit haklar ve hoşgörü temelinde birlikte yaşamalarını sağlamaktır. Burma devleti bu görevi yerine getirmiyor. 1947 Burma anayasası Müslümanların haklarını tanıyordu. 1960’ta Budizm devlet dini ilan edildi. 1962 askeri darbesinden sonra Müslümanlara karşı sistemli ayrımcılık başlatıldı. Devlet görevlerine, orduya, güvenlik güçlerine girmeleri yasaklandı. Camilerin sayısına sınırlama getirildi. Sayıları 800 bini bulan ve Rohingya diye bilinen gruba vatandaşlık hakkı da verilmedi. BM, Rohingya Müslümanlarını dünyada en fazla ayrımcılığa ve baskıya uğrayan gruplardan biri olarak tanımlıyor. Burma içindeki insan hakları ve demokrasi savunucuları, Rohingya Müslümanları konusunda suskun kalıyorlar. Aung San Suu Kyi de, ülkesinde Müslümanlara karşı işlenen suçlar konusunda sessiz kaldı. Onun adaletsizliğe sessiz kalması, uluslararası toplumun bu konuya gereken ilgiyi göstermemesi sonucunu da doğuruyor. Nobel ödülüne layık görülmüş bir kişinin politik hesaplarla katliamalar konusunda sessiz kalması bu ülkenin geleceği için iyimserlik yaratmıyor.

    Oxford Üniversitesi’nden Alan Strathern,”Budist din adamları niçin Müslümanlara saldırıyor?” başlıklı ilginç makalesinde, şiddet uygulamamanın Budizm dininin merkezinde olduğunu hatırlatıyor. (Makaleyi BBC Türkçe internet sitesinde bulup okuyabilirsiniz.) Budist ahlakın ilk ilkesi canlıları öldürmemektir. Kutsal yazılarda “Nefret hiçbir zaman nefretle sona ermez. Nefret sevgi ile sona erer. Ebedi kural budur” denir. Strathern, bu gerçek karşısında Budist din adamlarının niçin nefret suçu işlediklerini, katliamları, şiddeti kışkırttıklarını soruyor. Burma’da Müslüman düşmanlığının ve katliamların başını “969 Grubu” yöneticisi, Budist “din adamı” ve ırkçı Ashin Wirathu çekiyor. Alan Strathern, genelde tüm dinlerin insan sevgisini temel aldığını, ancak tarihte din adına yapılmış çok katliamlar olduğuna işaret ediyor. Dinin devletin himayesine ve hizmetine girmesinin, yöneticilerin kendi meşruiyetlerini sağlamak için dini kullanmaları ve bunun karşılığında din adamlarını ve kurumlarını himayelerine almalarının bu sonucu doğurduğunu yazıyor. Elbette bu konu çok karmaşık bir konudur. Ama tarih bize temelinde sevgi olan dinlerden yola çıkan insanların çok büyük kötülükler yapabildiklerini gösteriyor. Şimdi, bu durum Burma’da yaşanıyor.

    Tekrar edelim. Farklı kimliklere hoşgörüsüzlük ve nefret sadece Burma’da Budistlerde görülmüyor. Her ülkede buna rastlamak mümkün. Ama Burma’da bu katliama, etnik temizliğe dönüştü. Dünyanın bu duruma sessiz kalmaması gerekir. İnsanlar kendi gruplarına yapılan haksızlığa karşı çıkıp başka gruplara yapılan haksızlıklara ses çıkarmadıkları sürece bu sorunlar çözümlenemez. Hedefi kim olursa olsun nefrete, hoşgörüsüzlüğe karşı sesimizi yükseltmeliyiz. “Burma’dan bize ne?” diyemeyiz.

  

  

Daha fazla göster

Yorum yazıp fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Reklam engelleyici kullandığınızı görüyoruz. ÜCRETSİZ olarak dağıtılan binlerce gatezemiz ve internet sitemizde yer alan haberleri okuyabilmeniz için her yıl on binlerce pound harcıyoruz. Bu ise sitemizde bulunan reklamlar sayesinde gerçekleşmektedir. londragazete.com’u kullanmaya devam etmek için lütfen bu alan adını reklam engelleyicisine ekleyerek bize destek verin.