Tarihçiliğin büyük kaybı

İngiltere ve dünyanın ünlü ve saygın tarihçilerinden Eric Hobsbawm, 1 Ekim’de, 95 yaşında vefat etti. Hobsbawm dönemimizin  en önemli tarihçilerinden biri. Tarihçiliğin gelişmesine büyük katkıları oldu.  Karl Marx hayatının büyük bölümünü İngiltere’de geçirdi ama Marksizm bu ülkede hiç güçlenmedi. Bu anlamda ülkenin en ünlü tarihçilerinden Hobsbawm’ın Marksist olması dikkat çekiciydi. İngiltere’den bir diğer ünlü Marksist akademisyen, halen ABD’de ders veren Prof. David Harvey’dir.

Hobsbawm’ın kitapları ile tanışmam 1988-89 yıllarında, Bulgaristan’dan Londra’ya geçtiğim dönemde oldu. Hobsbawm Marksist bir tarihçiydi ama Bulgaristan’dayken adını duymamıştım. Ünlü “Çağlar” dizisinin  üçüncüsü olan “The Age of Empire” (İmparatorluk Çağı 1875-1914) ben Londra’ya varmadan kısa süre önce, 1987’de yayınlanmıştı. Daha önce 1962’de “The Age of Revolution”(Devrim Çağı 1789-1848), 1975’te de “The Age of Capital” (Sermaye Çağı 1848-1875) yayınlanmıştı. Hobsbawm’ın bu üç kitabı Fransız Devrimi sonrası modern dünya tarihini anlamak için mutlaka okunması gereken kitaplar.

Kitapların üçünü de alarak okumaya başlamıştım. Rahmetli Özker Hoca Londra’ya gelmişti. Kitaplarım Demokrasi Derneği’nde masanın üzerindeydi. Özker Hoca, kitapları görür görmez eline alarak “Bu kitapları kim okuyor?” diye sormuştu. “Ben okuyorum” dedim. Yüz ifadesinden memnun olduğunu anlamıştım. Süreç içinde Özker Hoca ile Sovyetler Birliği, AKEL gibi konularda zıt noktalara vardık, birbirimizi eleştirdik. Ama kitaplara, okumaya ilgi konusunda ortak bir yönümüz vardı. Hobsbawm ismi ve kitapları bana hep bu anıyı hatırlatır.  O dönemde diğer CTP yöneticilerinin kaçı Hobsbawm’ın kitaplarına ilgi gösterirdi? Zaten İngilizce bilenleri azdı. Umarım şimdi durum daha iyidir.

1994 yılında Hobsbawm’ın “Çağlar” dizisindeki dördüncü kitabı “The Age of Extremes” (Aşırılıklar Çağı) yayınlandı. Kitapta  20. yüzyılın en önemli dönemi olan 1914-1991 dönemi ele alınıyor. Sovyetler Birliği’nin 1991’de çökmesi sonrasında saygın Marksist bir tarihçinin sözkonusu dönemle ilgili değerlendirmeleri en azından bana çok yararlı olmuştu. O yıllar zor yıllardı. Tüm ülkelerdeki Marksist sol gibi biz de kendi aramızda tartışmalar, ayrışmalar, kavgalar  yaşıyorduk. Stalinist geçmişle hesaplaşma, solun otoriterliği değil, demokrat olmayı, birey ve insan haklarına önem vermeyi, özgürlükçü olmayı önemsemesi gerektiği sonucuna varanlar için Hobsbawm’ın kitabı ışık tutucuydu. Kitabın “Reel Sosyalizm” başlıklı 13. bölümünde Sovyet sistemi ve Stalin konusunda çok önemli eleştiriler var.  Stalin’in partiyi terör ve korku ile yönettiği, 1934-1939 arasında 4-5 milyon parti üyesi ve görevlinin siyasi nedenlerle tutuklandığı, bunların 4-5 yüz bininin yargısız kurşuna dizildiğini aktarır. Hobsbawm hayatının sonuna kadar Marks’ın önemini savundu. Kapitalizmin aşılabileceğine inandı. Geçen yıl, “How to Change the World: Tales of Marx and Marxism” isimli son kitabı yayınlanmıştı.

Eric Hobsbawm, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1917’de Mısır’ın İskenderiye kentinde dünyaya geldi. Erken yaşta önce babasını, sonra annesini kaybetti. Amcasının yanında büyüdü. Viyana ve Berlin’de yaşadı. Hitler’in iktidara geldiği yıl (1933) İngiltere’ye yerleşti. Cambridge Üniversitesi’nde öğrenim gördü. 1947’de Birkbeck College’de ders vermeye başladı. Çok genç yaşta sosyalist harekete katıldı. 1936 yılında Büyük Britanya Komünist Partisi  üyesi oldu. Sovyetler Birliği 1956’da Macaristan’ı, 1968’de Çekoslovakya’yı işgal edince Avrupa’da bir çok aydın komünist partilerden istifa etmişti. Hobsbawm, partisinden istifa etmedi. En fazla eleştiri aldığı konulardan biri bu. Ancak, partiden istifa etmemesi, Sovyetler Birliği’nin yaptıklarını onayladığı anlamına gelmiyordu. Parti üyesiydi ama doğru bildiklerini söyleyip yazmaktan sakınmazdı. Büyük Britanya Komünist Partisi 1991’de kendi kendini feshetti. Hobsbawm, İngiltere İşçi Partisi’ni de etkileyen bir aydındı.  Neil Kinnock, Hobsbawm’dan etkilendiğini gizlemiyordu. Vefatı üzerine şimdiki İşçi Partisi liderleri Ed Miliband ve diğer İşçi Partililer Hobsbawm’a duydukları saygıyı dile getirdiler. İşçi Partisi milletvekili Tristram Hunt, Guardian gazetesinde Hobsbawm hakkında güzel bir yazı yazdı.

Hobsbawm’ın yukarıda anılan dört kitabı klasikler arasında yer alacak. Milliyetçilik teorilerini öğrenmek isteyenler  için  “The Invention of Tradition” (Geleneğin İcadı) isimli kitabı olmazsa olmazdır. 95 yıllık uzun yaşamında 30 kitaba imza attı. Üretken bir yazardı.

İngiltere’nin yetiştirdiği bir diğer önemli tarihçi Tony Jund’dur. Jund, Hobsbawm gibi uzun yaşamadı. 62 yaşında öldü. O da Yahudi kökenli ve gençken Marksistti. Daha sonra sosyal demokrat oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa tarihini öğrenmek isteyenler Jund’un “Postwar: A History of Europe Since 1945” isimli kitabını mutlaka okumalıdır. Bu konuda yazılmış en iyi kitaptır. Sanırım Hobsbawm’la ilgili en önemli eleştiriyi Tony Jund “Reappraisals: Reflections on the Forgotten Twentieth Century” isimli kitabında yapar. Hem Hobsbawm, hem de Tony Jund’u okumakta yarar var.

Tarihi öğrenmek son derece önemli. Eric Howbsbawm gibi tarihçiler, eserleri ile bize ışık tutuyorlar. Yeter ki okuyalım. Okuduklarımızı eleştirel düşünce süzgecinden geçirelim.

 

 

Daha fazla göster

Yorum yazıp fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Reklam engelleyici kullandığınızı görüyoruz. ÜCRETSİZ olarak dağıtılan binlerce gatezemiz ve internet sitemizde yer alan haberleri okuyabilmeniz için her yıl on binlerce pound harcıyoruz. Bu ise sitemizde bulunan reklamlar sayesinde gerçekleşmektedir. londragazete.com’u kullanmaya devam etmek için lütfen bu alan adını reklam engelleyicisine ekleyerek bize destek verin.