Avrupa’nın “hasta adamı” mı?

Osmanlı kendini mükemmel zannettiği için yeni dünyaya ayak uydurmakta geç kalmış ve bunun faturasını ödemişti. Geçmişin yanlışlarını tekrarlamanın bir anlamı yok.

Bilindiği gibi Osmanlı için “Avrupa’nın hasta adamı” tanımlaması Rus Çarı 1. Nikolas’a atfedilir. 19. yüzyılın en önemli sorunlarından biri “Doğu sorunu”, yani Osmanlı’nın geleceğiydi. Büyük güçler “hasta adamın” topraklarını kendi aralarında nasıl paylaşacaklarının kavgasını yapıyordu. Hikayeyi biliyoruz. Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları altında kalır ve Milli Mücadele sonucunda 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulur. 2023’te 100. yıldönümünü kutlamaya hazırlanan Türkiye şimdi ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor. Dış politikada ciddi sorunlar, sıkıntılar var. Dünyadaki prestiji epey sarsılmış durumda. İçte, halkın büyük kısmı iktidarın denetimindeki medya aracılığıyla komplo teorileri ile besleniyor ama dış dünya ülkenin sorunlarını iyi biliyor. Bireyler de, ülkeler de kendi kendilerini kandırarak fazla yol alamazlar. Gerçekler karşılarına çıkar. Türkiye bir an önce gerçeklerle yüzleşmeli ve acı verici tedbirleri almaya başlamalıdır. Muhalefetin çapsızlığı, etkili olamaması durumu daha da zorlaştırıyor.

Türk Lirası’nın yabancı para birimleri karşısında büyük değer kaybı ve iktidardakilerin teselli açıklamalarına rağmen kur krizinin sonunun görünmemesi Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarını yansıtıyor. İktidarın bir süreden beri izlediği hatalı politikaların bedeli ödeniyor. Oluşturulan otoriter sistem nedeniyle sorunlar korkusuzca, açık bir şekilde tartışılamıyor. Ekonomideki ve siyasetteki kötü gidişatı görenler genellikle konuşmaktan korkuyorlar. Eminin iş dünyasının söyleyeceği çok şey var ama söylemiyorlar. Demokrasiye en çok ihtiyaç duyulan dönemde demokratik tartışmanın zayıf olması krizden çıkışı zorlaştırıyor. Bir fasit daire içerisinde dönülüyor. Varılan noktayı anlamak için Mahfi Eğilmez’in şu satırlarını okuyalım. “Üretici fiyatlarının bir ayda en yüksek arttığı ay 2006 yılının Haziran ayı idi (% 4,02.) Ağustos 2018 % 6,6 ile 11 yıllık rekoru kırdı. Sorun kanamayı durdurup ameliyatın tarihini belirlemekten çıktı, kanamayı durdurup durduramayacağımıza dönüştü.” Bilindiği gibi enflasyon Ağustos’ta yüzde 17,90 ile son 14 yılın en üst noktasına ulaştı. Dıştan giren para ile büyüme dönemi sona erdi. Dünyanın önde gelen iktisatçıları Türkiye konusunda uyarılarda bulunuyorlar. Duke Üniversitesi’nden Timur Kuran ve Harvard Üniversitesi’nden Dani Rodrik’in kaleme aldığı “The Economic Costs of Erdoğan”, MIT’den Daron Acemoğlu’nun “To Go Forward, Turkey Must Look Back” makalesi bu uyarılara iki örnek. Sorunlar ortada. Çözümler belli. Gerekli siyasi irade ortaya konacak mı, zor kararlar alınacak mı? Mesele burada. İnatçılıkla, dünya ile kavga ederek sorunlar çözümlenemez.

Bilindiği gibi AK Parti büyük iddialarla iktidara gelmişti. Türkiye’yi dünyada birinci lige çıkaracaktı. 2023 hedefleri vardı. İlk dönemlerde bu yönde başarılar sağladığını herkes kabul ediyor. Ve o dönemde dünya Türkiye’ye komplo kurmuyor, AK Parti iktidarına destek veriyordu. Yapılan ekonomik ve siyasi reformlar özellikle Avrupa’dan destek alıyordu. Dünyada Türkiye’nin itibarı, prestiji artmıştı. Peki 2023’e beş yıl kala durum ne? Durum hiç de iç açıcı değil. Ekonomik kriz en acil sorun. Kurulan otoriter yapı ve bunun sonuçları bir diğer sorun. Başkanlık sistemine geçişle Türkiye’nin sorunları daha hızlı bir şekilde çözümlenecekti. Yeni sistem adeta mucizeler yaratacaktı. Şimdi karşımızda duran tablo böyle değil. Sanırım bunu en çarpıcı şekilde yansıtan Almanya eski Dışişleri Bakanı Joschka Fisher’in “The Sick Man of Europe Returns” başlıklı yazısıdır. Osmanlının gerileme dönemi için kullanılan “hasta adam” deyiminin yeniden gündeme gelmesi, hatırlanması üzücü. Şimdiki Türkiye ile “hasta adam” Osmanlı’yı karşılaştırmak ne kadar doğru? Türkiye şimdi “hasta adam mı?” Bunlar tartışılabilir. Ama algı önemlidir. Gerçeği tam olarak yansıtmasa da önemlidir. Dış dünya Türkiye’yi “hasta adam” olarak algılayacaksa bu ciddi bir sorundur. Bu benzetmesinden dolayı Joschka Fischer’e kızabiliriz ama bunun fazla faydası olmaz. Sorunları aşıp yeniden “birinci lig” iddiasına dönmek için ekonomide ve siyasette değişim gerekiyor. Türkiye’nin sorunlarının esas olarak içten kaynaklandığını kabul ederek işe başlamak lazım. Ekonomide de, siyasette de yapısal sorunlar var. Bunlar ağırlıklı olarak şimdiki iktidar döneminde oluştu. Komplo teorileri, hamaset bu gerçeği ortadan kaldırmaz.

Türkiye bazı yönleri ile gerçekten Osmanlı’ya benzemeye başladı. Örneğin Osmanlıda eleştiri, muhalefet “fitne, fücur” olarak nitelenirdi. Şimdi iktidarın muhalifler için kullandığı dil çok da farklı değil. Osmanlı kendini mükemmel zannettiği için yeni dünyaya ayak uydurmakta geç kalmış ve bunun faturasını ödemişti. Geçmişin yanlışlarını tekrarlamanın bir anlamı yok.

 

Daha fazla göster

Bir Cevap Yazın

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek verin