Siyaseti kim nasıl şekillendirecek?

Kıbrıs’ta iç politikada devam eden toz duman içinde gözden kaçırılmaması gereken bazı şeyler var.  Gelişmeleri sadece iç faktörler temelinde analiz etmek eksiktir. Dış faktörlerin rolünü görmezden gelemeyiz. Bu durum “parayı veren düdüğü çalar” tespitine uygundur. Peki, bu müdahalelerle ne amaçlanıyor? Sanırım siyasal (ve sosyal) yaşama giderek yeniden şekil verme niyeti söz konusu. Siyasal yaşamımızın yapısal sorunlarını, değişmesi gerektiğini geçen yazımda ele almıştım. Ekonomisi kendi ayakları üzerinde durmayan bir ülkede politikacı-halk ilişkisinin çarpık olduğunu vurgulamıştım. Var olan yapının mutlaka değişmesi gerekiyor. Yeniden yapılanma bir ihtiyaç. Ama gözlemlediğimiz çabalar tespit ettiğimiz hataları düzeltme yönünde değil, sanki ters yönde. Değişim, politika-halk ilişkisini doğru bir temele oturtmalı. Halk efendi olmalı. Bize biçilen model buna pek benzemiyor.

   Kimilerine göre bu çabaların amacı Kıbrıs müzakerelerinde yeni bir “hayır” kampanyası ile karşılaşmamak. Bence bu yanlış bir tespittir. 2004’te Kıbrıslı Türklerin “ölçüsü” alınmıştır. Denktaş Bey’in önderliğindeki “hayır” kampanyası yüzde 35 oy alabilmişti. Şimdiki koşullarda, Türkiye’ye rağmen başlatılacak bir “hayır” kampanyası çok daha aşağılarda kalır. Ankara’nın kaygısının bu olduğunu sanmıyorum. Ankara’nın yakın gelecekte çözüm beklediğini de sanmıyorum. Unutmayalım sadece Kıbrıslı Türklerin değil Kıbrıslı Rumların da “ölçüsü” alınmıştır. Siyasetimizi yeniden dizayn etme girişimlerinde Kıbrıs sorunu önemli rol oynamıyor. Zaten Kıbrıs sorununda iktidarda olan veya iktidar olma potansiyeline sahip hiçbir Kıbrıslı Türk politikacı (sağ veya sol) Ankara ile uyumsuzluk içine girmez.  

    Bir diğer görüş müdahaleleri ekonomik reform ihtiyacına bağlıyor. Bu daha akla yakın. Ekonomiyi doğru temele oturtmak için Ankara’nın taleplerine uyan bir iktidar istendiği belirtiliyor. Bu görüşe göre amaç Kıbrıs Türk ekonomisinin kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamaktır. Buna direnen siyasal-sosyal güçleri aşabilmek için AKP kendisi ile yüzde yüz uyum içinde bir iktidar istiyor. Bu çok iyimser bir senaryo. Ekonomik reformlara ciddi bir karşı çıkış ve ayak sürüme olduğu doğrudur. Politikacılar popülizmden vazgeçmek istemiyorlar. Ekonomi ile ilgili argümanı daha mantıklı buluyorum ama yöntem yanlış. Amaç bu ise, istenen sonucun elde edileceği çok tartışmalı. Türkiye’de, cumhuriyetin ilk döneminde uygulanan yukarıdan aşağıya modernleşme ve sosyal mühendislik modelini sert bir şekilde eleştirenlerin Kıbrıs’ta benzeri bir model uygulamaya çalışmaları ilginç değil mi? Yukarıdan dayatılan modellerin başarı şansı yüksek değildir. Sosyal mühendislik modellerinin başarısızlığı konusunda Yale Üniversitesi’nden Prof. James C. Scott’un “Seeing Like a State: How Cetrain Schemes to Improve Human Condition Have Failed” başlıklı klasik kitabını tavsiye ederim. Kendi iç dinamikleri ve halkın katılımı olmadan böylesi projeler genellikle başarısız kalır. Amaç ekonomiyi düzeltmekse gelişmeler sanki ters yönde gidiyor. Bir süreden beri ekonominin siyasete kurban edildiği gözlemleniyor. Seçim ekonomisi ile bu eğilim daha da güçlenecek. Doğru hedef, yanlış araçları haklı kılmaz. “Konu sadece ekonomi ile sınırlı mı?” sorusunu da sormak gerek. Ekonomi ile sınırlı değil.

   Peki, bu kadar “sarsıntıdan” sonra özlenen iktidar oluşacak mı? Belli değil. UBP kurultayında alınan oyları gösterge kabul edersek parti ortadan ikiye bölünmüştür. İktidardayken seçimlere girmek ve Türkiye’den aldığı destek kuşkusuz UBP’ye avantajlar sağlayabilir. Ama, bölünen partiler seçimlerde fatura öder. Böylesi bölünmeler genellikle muhalefete yarar. Geçmiş deneyimler bunu gösteriyor.  

   Tüm bu gelişmeler karşısında muhalefetin tavrı ne oldu? Siyasete müdahalelere ilkeli karşı çıkış sergilendi mi? “Acaba bu kavgaların bize ne faydası dokunur?” hesapları yapmanın ötesine gidildi mi? “Kıbrıslı Türklerin iradesi” söylemlerine ne oldu? 2002’den beri Türkiye’de sandıktan çıkan halkın iradesine saygı duyulması gerektiğine büyük vurgu yapılıyor. Bu doğrudur. Peki, Kıbrıslı Türklerin iradesi önemsiz mi? Halkın iradesine saygılı olmak demokrasinin en temel gereğidir.

    Stratejik hedef nedir? Hem bizim, hem Türkiye’nin buna karar vermesi gerekir. Eğer stratejik hedef gerçekten kendi ayakları üzerinde duran bir demokrasi ve ekonomi ise, bozuk yapıyı kendimiz düzeltmeliyiz. Parayı veren biz değilsek verenin düdüğü çalması kaçınılmazdır. Türkiye’den öneriler, tavsiyeler, uyarılar gelebilir. Ama kalıcı ve sağlıklı çözümlere ulaşmak için iç dinamikler belirleyici olmalı. Değişim bizden kaynaklanmalı. Türkiye buna destek vermeli. Maalesef siyasi partilerin böylesi bir değişim projesi ortaya koyduklarını göremiyoruz. Sivil toplum örgütlerine de bu konuda görevler düşüyor. Bu çerçevede Kıbrıs Türk İşadamları Derneği İŞAD’ın “Köklü paradigma değişikliği” çağrısına kulak verilmeli. Çözüm veya çözümsüzlük halinde sürdürülebilir bir ekonomik yapıya kavuşmanın şart olduğu tespitine katılmamak mümkün değil. İŞAD’ın açıklamasını herkes dikkatle okusun diyorum.

     Sistem değişmediği sürece hangi partinin iktidarda olduğunun fazla önemi yoktur. Sonuç değişmiyor. Geçmiş deneyimler bunu kanıtlamıyor mu?    

 

 

Daha fazla göster

Yorum yazıp fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Reklam engelleyici kullandığınızı görüyoruz. ÜCRETSİZ olarak dağıtılan binlerce gatezemiz ve internet sitemizde yer alan haberleri okuyabilmeniz için her yıl on binlerce pound harcıyoruz. Bu ise sitemizde bulunan reklamlar sayesinde gerçekleşmektedir. londragazete.com’u kullanmaya devam etmek için lütfen bu alan adını reklam engelleyicisine ekleyerek bize destek verin.