Eleştirel ve özgür düşünce

Geçen gün Hasan Cemal’in, “Doris Lessing’in anısına: Eleştirel düşünce, özgür düşünce!” başlıklı bir yazısı çıktı. 17 Kasım’da vefat eden Nobel edebiyat ödüllü romancı Doris Lessing’in bazı düşüncelerini, deneyimlerini aktarmış. Yazı beni etkilediği için önemli gördüğüm bazı bölümlerini paylaşmak istedim.

Önce Doris Lessing hakkında kısa bilgi aktarayım. Lessing, 22 Ekim 1919’da İran’da doğdu. Anne babası İngiliz’di. Babası İran’da çalıştığı için orada doğmuştu. Aile 1925’te şimdi Zimbabwe adını almış olan Rodezya’ya gitti. Doris Lessing 14 yaşında okulu terk etti ve daha sonra kendi kendini eğitti. 15 yaşında çalışmaya başladı. Yazı yazmaya da bu yaşta başladı. İşvereninden aldığı siyaset ve sosyoloji kitaplarını okuyarak kendini geliştirdi. Daha sonra evlendi. İlk evliliğinden iki çocuğu oldu ama 1943’te eşinden boşandı. Komünistlerin kurduğu Sol Kitap Kulübü’ne katıldı. İkinci eşi ile bu kulüpte tanıştı ve evlendi. İkinci eşinden bir çocuğu oldu. 1949’da ikinci eşinden de boşandı ve sonra hiç evlenmedi. Londra’ya giderek kendini yazarlığa verdi. Süreç içinde komünist hareket onda hayal kırıklığı yarattı ve komünizmden koptu. 2007 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. ‘‘Altın Defter’‘, ‘‘Türkü Söylüyor Otlar” ,“Büyükanneler”, “Hayatta Kalma Güncesi”, “Gene Aşk”, hemen akla gelen bazı kitapları. En son romanı “Alfred ile Emily” 2008’de yayınlandı. 17 Kasım 2013’te 94 yaşında vefat etti ve geride 50’den fazla kitap bıraktı.

Hasan Cemal, yazısında, Doris Lessing’in komünist olduğu dönemle ilgi düşüncelerini aktarıyor: “Bu çirkin dünyayı değiştirecektim, daha güzel, daha mükemmel yapacaktım, ırkçılık nefretinin, haksızlıkların ve benzerlerinin olmadığı bir dünyada yaşayacaklardı.” “Cennet, dünyanın gündemindeydi ve çok yakındı.” “Ve devrimden başka cennete giden yol yoktu. Boş vaktimizde salaş bir kafede oturup güzel geleceklerden konuşurduk. Kahramanlık hayalleri ve efsaneleriyle yaşıyorduk.” “Bir daha asla milli veya dini savaşlar olmayacağına inanıyorduk. Milliyetçilik geçmişte kalmıştı. Din de öyle. Birbirimizi kutluyorduk.” Lessing’in bu duygu ve düşünceleri bize hiç yabancı değil. Çok tanıdık. Bunun için onu anlamamız çok kolay. Ve tabii daha sonra hayal kırıklığı ve kopuş geliyor.

Peki bu kopuş kolay mı? Kolay değil. Hasan Cemal’in yazdığı gibi “din haline gelmiş bazı inançlardan” uzaklaşmak acı verici olur. Lessing bu konuda şöyle diyor: “İnsanlar vardır, birdenbire tamamen tersine dönüverir, bütün komünist fikirlerini (doğru kelime belki de ‘duygularını’ olmalı) bir gecede atarlar. Bunlar azınlıktır. Çoğunluk, komünizmden, partiden yavaşça uzaklaştı. En çok çekindiğim, hain, dönek gibi yaftalardı. Sorun şöyle ortaya konmalı: İnsan eğer siyasi veya dini bir inanca kapıldığında, bireyselliğini içsel bir boyun eğişle otoriteye terk etmişse, duygusal (kasıtlı olarak entelektüel demiyorum) bağımsızlığını kazanması ne kadar sürer? Benim bu etkiden kurtulmam yıllar sürdü. Birileri der ki: Sovyetler Birliği Finlandiya’yı işgal edince ayrıldım… Hitler-Stalin Paktı üzerine… Berlin’deki ayaklanmanın bastırılması üzerine… Macaristan’ın işgalinde…” Gerçekten de bir inanç sisteminden ve uzun süre birlikte olduğunuz gruptan kopmak hemen olmuyor ve faturası var. Gruplar kendilerini terkedenleri hiç affetmezler. “Afaroz etme” sadece dini kurumlar tarafından uygulanmıyor. Sürüden ayrılan kişi çile çeker ama çok önemli bir kazanımı vardır. Özgür ve eleştirel düşünce. Bu, her şeye değer.

Lessing “1954’de artık komünist değildim.” diyor. Yirmi yaşında komünist olmuş, kırk yaşında vazgeçmişti. Doris Lessing’in bu kopuş sonrası konusunda söyledikleri bence çok önemli. “İnsanın kendini gerçekten özgür hissetmeye başlaması…”, “İnsanın kendi şüphelerini tartışabilecek eleştirelliğe ulaşması…” Lessing, bu tespitleri ile birçok insanla birlikte bana da tercüman olmuş. Özgür ve eleştirel düşünceye varmanın hazzını, değerini onu yaşayanlar bilir. Hiçbir makam, ünvan bunun yerini alamaz. Kanatlanıp uçtuktan, özgürlüğün tadına vardıktan sonra insanın fikirsel ve/veya pratik anlamda “kafese” geri dönmesi mümkün değildir. Tabii, “kafeste” kalanlar bunu anlayamazlar.

Yazıyı Hasan Cemal’in şu çok doğru tespitleri ve Umberto Eco’dan yaptığı alıntı ile bağlayayım: “Eleştirel düşünce… Özgür düşünce…  Ve de birey ya da beynini başkalarına, sloganlara teslim etmeyen insan… Bunların hepsi demokrasi kültürünün, demokratik hayat tarzının vazgeçilmez dayanaklarıdır. Bunlar olmadan demokrasi olmaz. Bunlar olmadan, kandırmaca ve yalandan oluşan dünyalar vardır.” Kandırmaca ve yalandan oluşan dünyalarda yaşayanlar bundan kurtulma cesaretini gösterebilir mi? Mesele burada. Umberto Eco “Aydınlanmış entelektüel ahlakın vazgeçilemez koşulu, tüm inançları, hatta bilimin mutlak gerçek dediklerini de eleştiriye tabi tutmaktan geçer” demiş.

Büyük romancı Doris Lessing’i saygıyla anıyoruz. Bize miras bıraktığı kitapları okuyalım, okutalım.

 

 

 

 

Daha fazla göster

Yorum yazıp fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek verin