Site icon Londra Gazete

Londra’daki tarihi pazarın Türkiyeli stand sahipleri

IMG_0744Yasemin Bakan

Londra’da Liverpool Street bölgesinde bulunan Old Spitalfields Market, 350 yılı aşkın süredir pazar olarak hizmet veriyor. 1638 yılında Kral Charles’ın lisans verdiği pazarın binası korunan tarihi binalar listesinde olduğu için pek fazla değişikliğe uğramadı. Ancak tezgahlarda satılan ürünler zaman içinde farklılaştı. Old Spitalfields Market standlarında moda, tekstil, sanat ürünleri, el yapımı işleri görmek mümkün. Londra’da yaşayan moda ve takı tasarımcılarının standlarını açtığı günlerin yanı sıra, vintage günlerinde koleksiyonerlerin uğrak yeri pazar, 7 gün boyunca açık. Pazar yerinde moda tasarımcılarının defileleri de yapılıyor.

Ana caddelerdeki dükkanlarda bulunamayacak, butik tarzı ürünlerin satıldığı tezgahların sahipleri arasında Türkiyeliler de var. Daha önce kebap dükkanında çalışıp şimdi pazarcılığı tercih eden de var, ofiste çalışıp bir kariyer hedefinden ziyade sadece para kazanıp özgür olmayı tercih ettiğinden tezgah açan da.  İşte onların hikayeleri:

 

HÜSEYİN KOVANCI

“BUTİK TARZI ÜRÜNLER SATIYORUZ”

“2010 yılında Londra’ya geldim. Bursa’da sigortacılık işi yapıyordum. Londra’ya gelir gelmez Nothing Hill’de butik işletmeciliği yapmaya başladım. Son 2 yıldır Spitalfields Market’te kendi standımda takılar satıyorum. Hafta içi bir tekstil ofisinde çalışıyorum. Hafta sonu Spitalfields Market’te kendi standımı açıyorum. Spitalfields Market ana caddelerde bulamayacağınız ürünlerin satıldığı bir pazar. Kendi dizaynlarını yapan tasarımcılarda bu pazarda kendi tezgahını açıp ürünlerini satar. Müşteriler ise yüzde 80 turist, yüzde 20 Londralılar.

Yaptığım işten çok memnunum. Türkiye’deki turistik sahil kasabalardaki yada büyük şehirlerdeki sosyete pazarlarına benziyor burası. Ama tam karşılığı Türkiye’de yok. Bizdeki pazarlarda sebze-meyve filan vardır. Bu pazarda yok.

Gıda sektörünü düşünüyorum. Döner bizim ata sporumuz sonuçta! (Gülüyor) Bilsemki yaptığım köfteye talep olacak hemen başlayacağım. Şaka bir yana yiyecek işine girmeyi düşündüm ama başka bir alan olduğu için şimdilik rafa kaldırdım.

Pazarın kış ayı oldukça soğuk oluyor. Kasım ayında yün içliği bir giyiyoruz, Nisan ayında çıkarıyoruz. Canavar olsan dayanamazsın o soğuğa. “Ben erkeğim dayanırım” filan hikaye. Kışın içliksiz pazarda duramazsın burda. Kışın pazarda işler çok daha iyi.

Ailem Bursa’ya dönmemi istiyor. “Gel o işleri burda yap” diyorlar. Benim para kazandığımı, mutlu olduğumu duydukça onlarda şimdi “sen bilirsin” diyorlar.

Londra’da insanlar çok daha kibar. Bursa’da yada Türkiye’nin herhangi bir yerinde her an biriyle kavga edebilirsin. Gitmen gereken yer 25 dk sürüyorsa o en fazla 30 dk’ya uzar. Bursa’da bu mümkün değil. Londra kültür-sanat etkinlikleri içinde güzel bir kent.

Kendi işimi yapıyorum. Başımda patron yok. Keyfim yerinde hayatımdan memnunum.”

+++++++++++++++++++++

ALİ TÜRK

“PAZARCILIĞI DÜKKANA TERCİH EDERİM”

“2000 yılında Kayseri’den Londra’ya geldim. Bir süre Türk gıda toptancısında çalıştım. Daha sonra Dover’da bir fish and chips dükkanı açtım. Ve 2 yıl Dover’da yaşadım. Olmadı. Tekrar Londra’ya döndüm. Londra’da kebapçı açtım. O işi de fazla sevmedim. Sonra tekrar bir gıda toptancısında çalışmaya başladım. En sonunda pazarda stand açmaya başladım. Önce Portobello Market’te başladım. Şimdi sadece Spitalfields’ta 5 gün stand açıyorum. Dükkan açmaktansa pazarı tercih ediyorum. Yiyecek işindense bu iş daha kolay. Kebap dükkanlarında günde 15 saat çalışıyorsun. Aslında saatleri uzun olduğu için kebap işi stres yapıyor. O yüzden zor. Pazarcılık saat açısından daha iyi. Aksam saat 6’da evimde oluyorum. Daha özgürsün. İstediğin zaman tatile gidebiliyorsun. Avrupalılar tezgahımdaki ürünleri çok beğeniyor. Yabancılar da pazarlık yapıyorlar.”

++++++++++++++++++

CAFER POLAT

“PAZARDA İNSANLAR DEĞİŞİK ÜRÜN ARAR”

“Elbistanlıyım. 9 senedir Londra’dayım. 3 yıldır Spitalfields’ta ve Portobello’da deri kaplı defterler ve çeşitli deri objeler sattığım bir stand açıyorum. Daha önce kebapçıda çalışıyordum. Mecbur kalmadığım sürece kebap işine dönmem. Şartları insanlık dışı. Özellikle bizim Türk işverenler ağır şartlarda çalıştırıyorlar. Aslında yemek işi güzeldir. Bizim Türk esnafların işinde çalışmak zordur. Türk işyerlerinde her işi yapmak zorundasın. Belli bir görevin olmuyor.

Bu pazarda insanlar değişik ürün arıyorlar. Fiyatı pahalı ucuz farketmiyor. Daha çok el yapımı ve farklı ürün arıyorlar.

Kendi işimi yapıyorum ve özgürüm. Başkasına çalışmıyorum. Dükkanla karşılaştırdığında daha az sermayeyle bir stand açabiliyorsun. Spitalfields Market şahsa ait bir pazar o yüzden fiyatları biraz yüksek. Ama belediye pazarlarının stand fiyatları daha düşüktür. Pazarlarda başkasının satmadığı değişik bir ürünle herkes stand açabilir. Aynı yada benzer ürünü pazarlar kabul etmiyor.”

++++++++++++++++++++++++++++++++++

ÖZGÜR KARASU    

“ORTA SINIF TURİSTLER ALIŞVERİŞ YAPIYOR”

“2008 yılında İstanbul’dan İngiltere’ye geldim. Bilgisayar işiyle uğraşıyordum. Londra’ya geldik pazarcı olduk! Kariyer idealim filan yoktu. Yükseklerde gözüm hiç yoktu. 2011 yılında başladım pazar işine. Önce Camden Town’da başladım. Hiç daha önce ticaretle uğraşmadığım için tecrübesizliğimden dolayı orda işler iyi gitmedi. Sonra Spitalfields’a geldim. Burası çok iyi gidiyor. Türkiye’deki semt pazarlarıyla bu pazarı kıyaslayamazsın. Burası turistik bir yer. İstanbul’daki Kapalı Çarşı’ya benzetiyorum burayı. Orta sınıf turistlerin gelip alışveriş yaptığı bir pazar. Benim ürünlerim daha çok kışlık. O yüzden kışları işlerim daha iyi. Ankara Antlaşması’ndan aldığım vize türünden dolayı kendi işimi yapmak zorundaydım. İlk başta zorluk çektim ama emek harcayınca dönüşü oluyor. Ticarette denemekten vazgeçmemek gerekiyor. Emek harcamak lazım. Hoxton’da Hasan amca diye biriyle yaşıyorum. Kendisine baba diyorum. İyi insanlarla karşılaştım şanslıyım. 1984 yılından beri bilgisayarım var. Bilgisayara özel ilgimden dolayı iyi biliyorum ve iddialıyım. Burda birkaç kurs yapıp uzun vadede kendi alanıma geçmeyi planlıyorum.”

+++++++++++++++++++++++

CEYDA ÇELİK

“PAZARCILIK 9-5 İŞİNDEN DAHA KEYİFLİ”

“2010 yılında İstanbul’dan Londra’ya geldim. Grafik tasarımcıydım. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar’dan mezunum. Türkiye’de üniversite mezunlarının 9-5 ofis işlerinde çalışıp kariyer hedefi olması beklenir. Kariyer hedefi fikri bana saçma geliyor. Pazarda tezgah açmak yada garsonluk yapmak üniversite mezununa yakıştırılan işler değildir. Bende 9-5 işinde çalışmak istemiyordum. Kafamın rahat olduğu, mutlu olduğum işlerde çalışmak istedim. O yüzden Londra’ya geldim. Tezgahtarlık yaptım birkaç yıl. Sonra o dükkan kapanınca bu tezgahı açtım. Haftasonları pazardayım. Kendi işimi yapıyorum, özgürüm, rahatım. Kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum. Mutluyum, faturalarımı ödeyebiliyorum. Hayatta önemli olan şey mutlu olmaktır. Türkiye’deki kaos burda yok. Daha saygılı bir ortam.”

+++++++++++++++++++++++

NURGÜL BALLI

“TURİSTLERİN YOĞUN OLDUĞU BİR PAZAR BURASI”

“2012’de İzmir’den Londra’ya geldim. Turist olarak geldim ve kalmaya karar verdim. Hafta içi muhasebe işi yapıyorum. Hafta sonu pazardayım. Bileklik satıyorum. Turistlerin yoğun olduğu bir çok güzel pazar burası. Türkiye’de benzeri yok. İngiltere’ye özgü. Türkiye’den buraya gelirken böyle bir iş yapacağımı beklemiyordum. Ama dükkanlarda benzer işler yaptım. Londra’da tek başınasın. Kendi ayaklarının üzerinde durmak zorundasın. Ailen yanında değil. Annem beni ziyarete geldiğinde pazarda tezgahın arkasında beni gördüğünde ağlamaya başladı. Beni İzmir’e götürmek istedi. Ben hep telefonda “market, market” diye İngilizcesini söylüyordum. Annem marketi alışveriş merkezi sanmış. Pazar değil. 3 gün kavga ettik. Anneme pazar işinin iyi bir iş olduğunu, iyi para kazandığımı, kendi ayaklarımın üstünde durduğumu ve mutlu olduğumu anlatmam bayağı zor oldu. Benimle övünmesi gerektiğini söyledim. Sonra ikna oldu.”

Exit mobile version