Site icon Londra Gazete

Kıbrıs’tan Londra’ya uzanan hikâyeler

Kâzım Altan’ın birbirine bağlı üç uzun öyküden oluşan ‘Pantelis’ adlı kitabı yayımlandı. Kıbrıs göçmeni olan eğitimci Kâzım Altan’la geliri Kıbrıs’ta, Lefkoşa Sinir ve Ruh Hastanesi’ne bağışlanacak olan kitabı ‘Pantelis’ hakkında konuştuk.

 Tuncay Bilecen

Kâzım Altan’ın birbirine bağlı üç öyküden oluşan Pantelis adını taşıyan kitabı yayımlandı. Kıbrıs’tan Londra’ya uzanan bir göç hikâyesinden irili ufaklı birçok hikâye çıkararak kendisini okuyucuya duyuruyor Kâzım Altan. Bu hikâyeler içinde hüzünler, kırgınlıklar, göçmenlik mücadelesi ve elbette aşk da var.

Kendisi de Kıbrıs göçmeni olan eğitimci Kâzım Altan’la geliri Kıbrıs’ta, Lefkoşa Sinir ve Ruh Hastanesi’ne bağışlanacak olan kitabı ‘Pantelis’ hakkında konuştuk.

 Birbiriyle bağlantılı üç öyküden oluşan ve Pantelis adını taşıyan öykü kitabınız yakın zamanda yayınlandı. Bu öykülerin ortaya çıkma sürecinden biraz söz eder misiniz?

Daha önce de belirttiğim gibi kitap yazmak her zaman içimde vardı. Bunu yaşam mücadelesinden dolayı erteledim. Göç etmek kendi dilimden, kültürümden kopup başka bir kültüre uyum sağlamak ve onu kendi kültürümle harmanlamak kolay olmasa da bunu yapmak mecburiyetindeydim.

Yazı bir sanattır. Fakat öykülere doğru bilgi katmak için yazarın araştırmacı olması da elzemdir. Bir iki deneyimden sonra Haringey’de buluşan bir yazar gurubuna katıldım. Üyeler çoğunlukla gençti. Sıram gelince onlara Panteli’nin ilk paragrafını okudum. Amacım onlardan, olumlu veya olumsuz, bir tepki almaktı. “Devam et” dediklerinde “dilini sevdik” mesajını aldığıma karar kıldım. Bir de yazılarımın diğerlerinden farklı olduğunu anladım.

Kitaptaki üç öyküde, anlatıdan uzaklaşmaya, olay ve duyguları mümkün olduğunca göstermeye çalıştım. Yazma serüvenimde kitap okuma tarzım değişti. Artık yalnız kurguya kapılıp gitmiyor, yazı tekniğini inceliyordum. Demek ki yazı yazmak biraz da Panteli’nin tuğla örmesine benzer diye düşündüm çoğu zaman.

Öykü çok uzamıştı. Onu iki veya üç öyküye bağlantılı olarak bölmeye karar verdim.

 Kitabınızın başında Panteli’nin Kıbrıs’tan Londra’ya uzanan öyküsüne şahit oluyoruz. Siz de Kıbrıslı bir yazarsanız. Panteli gerçek bir karakter mi? Biraz Panteli karakterinden söz edebilir misiniz?

Panteli bir Kıbrıslı Rum kadınla sevgilisi Kıbrıslı Türkün oğludur.  Ama bu karakter bir Kıbrıslı Türk kadınla bir Rum gencinin oğlu da olabilirdi.  Bence, duygular sınır tanımaz. Eminim, hepimiz, farklılıkları göz ardı ederek birlikteliğe karar veren çok insan tanıyoruz. Öyküde bu iki insan sadece bir aşk yaşadı.

Az önce de belirttiğim gibi, Panteli’de konular ve karakterler hayat tecrübemin hayal gücümle harmanlanması sonucunda ortaya çıktı. Bu öykü aynı zamanda, farklı coğrafyalarda doğmuş, şu veya bu sebepten dolayı ülkelerinden göç etmek mecburiyetinde kalmış insanların da öyküsüdür. İçsavaş, belki toplumdan dışlanma veya ekonomik sıkıntılar göçün başlıca sebebidir. Kaderi kırmak için çalışmak didinmek de bu insanların ortak mücadelesidir. O mücadeleyi Panteli’yle birlikte yaşıyoruz. Onun, kalabalık Londra şehirdeki yalnızlığına rağmen, dürüst ve düzenli çalışmaları, sebatı, tutumlu olması, köyüne, insanına olan bağımlılığı, azınlık toplum fertlerinin çabalarını ve duygularını yansıtır.

Kitabınızın gelirini “Kıbrıs Sinir ve Ruh Hastanesi’ne bağışlayacağınızı ifade ediyorsunuz, üç öykünün ortak noktalarından biri de her öyküde bir şekilde bu konunun yer alıyor olması… “Ruh Sağlığı” konusunun öykülerinizin odağında yer alması konusunda ne söylersiniz?

Birçok ülkede olduğu gibi, Kıbrıs’ta da ruh hastalıkları gizli tutulmaya çalışılır.  Halbuki dünya nüfusunun altıda birinin hayatları boyunca en az bir kez bu tür hastalıklara maruz kaldığı kanıtlanmıştır. Bunların arasında lise ve üniversite yıllarımda hastalanan arkadaşlarım, öğrencilerim, savaş mağdurları, şiddet sonucu kendilerini kaybeden anneler ve çocuklar da var. Tüm imkânsızlıklara rağmen hastalığı normalleştirmeye çalışan bu kurumun finansal yardıma ihtiyacı olduğu malumdur. Umarım bu anlamda kitabın kazancı bol olur.

Üç öyküde, sinir hatalıklarını bağlayıcı konu olarak işlemek zor fakat benim açımdan, ilginçti. Bu konu şıkhayatları sergilemiyor. Ama o hayatı kitaptaki kahramanlarla biraz olsun yaşamak, hepimize iyi gelir sanırım.

Yazar Hakkında

Kâzım Altan

Kazım Altan; Kıbrıs’ın, Baf bölgesinde, bağı, bahçesi, dağı bol, Ayia Varvara köyünde (Engindere) yedi kardeşten biri olarak doğdu. İlkokul ve lise yıllarında bulabildiği her kitabı okudu. Lise okul gösterilerinde sahneye çıktı. O yıllardan beri edebiyat ve sanata âşıktır.

İş hayatında eşitliği ilke edinen Altan, Kıbrıs Türk Toplumu’nun Londra’da da azınlıklar arasında dahi azınlık bir toplum olduğunu ilk andan fark etti. Eğitim alanında Türk çocuklarının ve yetişkinlerin başarılı olmasını sağlamak için, Londra’nın Waltham Forest bölgesinde, kurduğu başarılı bir ekiple, müthiş bir mücadele verdi. Çalıştığı kolejlerde ve 1988 Kasım ayında kurduğu Waltham Forest Türk Okulu’nda, yüzlerce çocuk ve yetişkinin eğitimine ışık tutu.  Kıbrıs Türk Toplumu’unda  çocukların, gençlerin okullarındaki başarı  seviyesini yükseltmeleri için çok çalıştı. İki dilde eğitimi ilk kez kendi kurduğu Waltam Forest Türk Okulunda uygulandı.

Kendi, işinde ‘Farklı Dilleri Konuşanlar için İngilizce’ eğitiminde, başarılı bir kariyer çizdi.  Enfield Kolleji’nden Yardımcı Direktör görevinden emekliye ayrıldı.

Yine de boş durmadı. Farklı sınav kurumlarında sınav görevlisi olarak çalıştı. Bunun yanı sıra, tiyatro eğitimi aldı.  Hem kendi yazdığı tek kişilik oyunlarla hem de kalabalık ekiplerle, tiyatro sahnelerinde başarılı oyunlar sergiledi.

Kâzım Altan evli, ve iki kız babasıdır. Ailesi ve torunlarıyla mutlu ve gururludur.

 

 

Exit mobile version