Site icon Londra Gazete

Ukrayna anlaşması kalıcı mı?

Ukrayna’nın Donbas bölgesinde 9 aydır devam eden savaş konusunda geçen Perşembe günü, Beyaz Rusya’nın başkenti Minsk’te açıklanan 13 maddelik ateşkes anlaşması bugün yürürlüğe giriyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroshenko arasında yapılan 16 saatlik maraton müzakereler sonucu açıklanan ateşkes anlaşması dünyada memnuniyetle karşılandı. Ateşkes bugün yürürlüğe girerken konuyu yakından bilenlerin merak ettiği şey 2. Minsk Anlaşması’nın kalıcı olup olmayacağıdır. Geçen eylül ayında varılan 1. Minsk Anlaşması başarılı olmamıştı. Şimdi aynı durum tekrarlanacak mı?

Bayan Merkel, anlaşmayı “bir umut ışığı” olarak nitelerken daha yapılacak çok iş olduğunu söyledi. Aşırı iyimserliğe yer olmadığı mesajını verdi. Gerçekten de ateşkesin kalıcı olması ve anlaşmazlığa çözüm bulunması kolay olmayacak. Rusya’nın tanklar ve ağır silahlarla donattığı ayrılıkçı güçlerin ilerleyişi karşısında Ukrayna daha fazlasını elde edemezdi. Putin, anlaşmayla Batı’nın ülkesine karşı yeni yaptırımlar uygulaması ve Ukrayna’ya silah yardımı yapmaya başlamasını engelledi. Ayrılıkçıların durumunu pekiştirdi. Putin bunlarla yetinir mi? Buna inanmak için çok saf olmak gerek. Varılan anlaşma kırılgan ve zor konuları erteleyen bir anlaşmadır. Uygulanması karşılıklı iyi niyeti gerektirir. Örneğin bölgedeki yabancı asker ve silahların AGİT gözetiminde geri çekilmesi öngörülüyor. Putin bunu yapar mı? Zaten bölgede askerleri olduğunu kabul etmiyor. AGİT, kimlerin Rus askeri olduğunu tespit etmenin imkansız olduğuna inanıyor. Zor iş. Anlaşmaya göre Rusya-Ukrayna sınırının Ukrayna denetimine geçmesi bölgede yerel seçimlerin yapılması sonrasında, 2015 sonunda gerçekleşecek. O zamana kadar Rusya ordusu bölgeye yığınak yapmaya devam edebilir. Yeni Minsk Anlaşması eskisine göre Rusya’ya daha fazla avantaj sağlıyor. Savaş alanındaki üstünlük metne yansımış durumda.

Ukrayna konusunda Putin’in hedefi açık. Ülkenin doğu bölgelerini Rusya yanlısı güçler aracılığıyla kontrol altına alarak Ukrayna’nın tümünü rehine almak. Batı ile ittifak kurmasını önlemek. Putin, amacına ulaşmak için savaşmaya hazır olduğunu kanıtladı. Batı’nın kararsızlığından ve bölünmüşlüğünden yararlanmayı öğrendi. Özellikle Suriye deneyimi Obama yönetiminin “yumuşaklığını” anlamasına yardımcı oldu. Ukrayna’da adım adım planlarını hayata geçiriyor. Batı ise tutarlı bir stratejiye sahip değil. Şimdiki durumun Soğuk Savaş’tan önemli bir farkı var. Soğuk Savaş sırasında Batı Sovyetler Birliği karşısında birlik içindeydi, stratejisi vardı ve bunu hayata geçirme kararlılığındaydı çünkü Sovyetler Birliği’nden korkuyordu. Şimdi böyle bir durum yok. Rusya, Sovyetler Birliği gibi güçlü değil. Batı’yı korkutmuyor. Paradoksal bir şekilde Rusya’nın zayıflığı Putin’in lehine çalışıyor. Ukrayna, Avrupa’da nasıl bir düzen ve dengeler oluşacağı konusunda Batı ile Rusya arasındaki mücadelede konulardan sadece biridir. Putin, kıtada Rusya lehine olacak bir düzen oluşturmaya çalışıyor. Yani iş Ukrayna ile sınırlı değil. Batı’nın ne yapacağı ise henüz netleşmedi. Putin’e “dur” diyelim görüşünün yanı sıra “bazı taleplerini kabul ederek uzlaşalım” görüşü de var.

ABD ve NATO’nun ne yapması gerektiği konusundaki yoğun tartışma devam ediyor. Brookings Enstitüsü, The Chicago Council on Foreign Affairs ve Atlantic Council tarafından Şubat ayında yayınlanan bir rapor “Preserving Ukraine’s Independence, Resisting Russian Aggression: What the United States and NATO must do?” (Ukrayna’nın Bağımsızlığını Korumak, Rus Saldırganlığına Direnmek: ABD ve NATO ne yapmalı?) başlığını taşıyor. Raporun altındaki imzalar Ivo Daalder, Michele Flournoy, John Herbst, Jan Lodal, Steven Pifer, James Stavridis, Strobe Talbott ve Charles Wald. Talbott, ABD Dışişleri Bakan Yardımcılığı yaptı. Stavridis, NATO Avrupa komutanıydı. Daalder, ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi’ydi. Wald, NATO Avrupa komutan yardımcısıydı. Herbst, ABD’nin Ukrayna büyükelçisiydi. İsimlerin tümü önemli görevlerde bulunmuş kişiler. Raporda ABD hükümetinin Ukrayna’ya en kısa zamanda 1 milyar dolarlık askeri yardım vermesi öneriliyor.  Diğer NATO üyesi ülkelerin de Ukrayna’ya yardım vermesi öneriler arasında. Ukrayna’ya askeri yardımın barış çabalarına engel olmayacağı, tam tersine caydırıcı bir önlem olarak barış çabalarını ilerleteceği savunuluyor. Raporda Ukrayna’nın mali yardıma ihtiyacı olduğu da hatırlatılıyor. Nitekim ateşkes anlaşmasına varıldığı saatlerde IMF Ukrayna’ya 17.5 milyar dolar kredi verilmesini onayladı. İflas eşiğinde olan Ukrayna hükümeti için önemli bir gelişme. Hem ABD’de, hem Avrupa’da Ukrayna’ya askeri yardım vermenin iyi fikir olmadığını savunanlar da var. Harvard Üniversitesi öğretim görevlisi Stephen Walt’un “Why Arming Kiev is a Really, Really Bad Idea” başlıklı makalesi bir örnek. Batı’nın Ukrayna ve Rusya konusunda ne yapacağına artık karar vermesi gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Exit mobile version