Site icon Londra Gazete

Dış politikada savrulmalar

“Türkiye’nin dış politikasını ve içeride hukuk devleti sorunlarını gözden geçirerek yeniden reform yoluna girmesi lazım; hem iç kamuoyunu rahatlatmak hem dışarıda diplomasi alanımızı yeniden genişletmek için.” Bu uyarıyı yapan Taha Akyol. Dış politikanın gidişatı konusunda uyarılar, öneriler içeren başka yazılar da var. Türkiye’nin dış politikasında ciddi sorunlar yaşandığını görmemek mümkün mü? Görevleri hükümete övgüler düzmek, onun yaptığı her şeyi alkışlamak olmayanların durumu görmesi zor değil. Yandaş medyayı ciddiye almak mümkün değil. Bu dönemde iktidarın hem iç, hem de dış politika konusunda aklı başında uyarılara, tavsiyelere, ciddi analizlere ihtiyacı var. Ne yazık ki basında bu tür sesler büyük oranda susturulduğu için buna ulaşamaz.

Türkiye’nin dış politikası ile ilgili gelişmelere baktığımızda “Acaba nasıl bir dış politika stratejisi izleniyor?” sorusu akla geliyor. Böyle bir strateji var mı? Yoksa günü birlik, gelişmelere göre mi politikalar oluşturuluyor? Her şeyin tek kişiye bağlandığı bir yapıda sağlıklı dış politika uygulamak kolay olmasa gerek. AK Parti iktidarının ilk dönemlerinde bir dış politika stratejisi vardı. Bu strateji istenen sonuçları vermedi ama en azından amacın ne olduğu biliniyordu. Şimdi aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Savrulmalar yaşanıyor. Dün kavga edilen ülkeler şimdi dost, dün dost sayılan ülkeler şimdi düşman oluyor. İyi de bunun mantığı, temeli ne? Ülkeyi nereye götürecek? Bu kadar çok ülke ile kavgalı olmak iyi bir şey mi? Yorumlarına değer verdiğim Ruşen Çakır “Türkiye artık dış politikada –iç politikada da böyle, ama esas olarak dış politikada– öngörülebilir bir ülke olmaktan çıktı ve şu anda bunları yaşıyoruz” diyor.

Başbakan Binali Yıldırım’ın belirttiği gibi dış politikanın amacı dostları çoğaltarak düşmanları azaltmak olmalıdır. Türkiye geleneksel müttefiklerinin neredeyse tümüyle kavgalı. Arada güven kalmadı. ABD ile devam etmekte olan vize krizi bunun son örneği. Rusya ve İran’la yakınlaşıp Batı ile köprüleri atmanın temelinde nasıl bir hesap yatıyor? Bir hesap yatıyor mu? Bu bir stratejik tercih mi? Türkiye’nin elbette Rusya ve İran’la iyi ilişkiler içinde olması doğrudur. Ne var ki bu Batı ile kavgalı olma anlamına gelmemelidir. Batı’dan kopan bir Türkiye’nin Rusya ve İran karşısında pazarlık gücü azalmaz mı? Taha Akyol “Bu ikili bizi insan hakları falan diye sıkıştırmaz ama bizim ihtiyacımız olan teknolojik ve ekonomik ilişkileri de sağlayamaz” uyarısında haklıdır. Türkiye’nin Rusya’nın vesayetine girmesi hata olur. Ayrıca Batı ile kavgalı olmak Türkiye ekonomisini, demokrasisini nasıl etkileyecek? Bunların iyi hesaplanması gerekir. ABD ile krizin kısa zamanda diplomatik yollarla çözümlenmesi en akılcı yoldur.

Dış dünya Türkiye dış politikasında yaşanmakta olan gelişmeleri dikkatle izliyor. Bu konuda yazılanları okumaya çalışıyorum. Yorumların olumlu olduğu söylenemez. Financial Times gazetesi, ABD ile vize krizinin “Türkiye’nin Batı’dan sürüklenişini gösteren bir diğer işaret” yorumunda bulundu. BBC Türkçe’nin aktardığı bu haber yorumda Türkiye’nin eski AB Büyükelçisi Selim Kuneralp’in görüşlerine de yer verilmiş. Kuneralp “Bu daha önce hiç görülmemiş bir şey. Bir Türk diplomatı olarak hizmet verdiğim onyıllar boyunca bir ülkenin Türkiye’ye vize yasağı koyduğunu hatırlamıyorum. Bu durumun hemen sakinleştirilmesi gerekiyor. Ancak Erdoğan gerilimi azaltmaya alışık bir lider değil, en azından hemen” dedi. Tabii Donald Trump için de aynı şey söylenebilir. Durumun hemen sakinleştirilmesi gerektiği tespiti çok doğru. Hamasetle bir yere varmak mümkün değil. Diplomasi devreye girmeli. The Economist dergisi NATO müttefikleri ABD ve Türkiye arasındaki ilişkilerin kırılma noktasına geldiğini yazdı. Böylesi bir kırılma her iki tarafa da zarar verir. Ama esas zararı Türkiye görür.

Dış politikadaki savrulmaların ülkeye bir faturası oluyor. Ortadoğu’da yapılan hataların ağır faturasını biliyoruz. Almanya ile, ABD ile kavga etmenin de faturası var. Dış politika popülizme, iç politik hesaplara feda edilemez, edilmemelidir. Öfke ile yürütülemez, yürütülmemelidir. Türkiye’nin bilimsel temelde oluşturulmuş, uzun vadeli, gerçekçi bir dış politika stratejisine ihtiyacı var.

 

 

 

 

Exit mobile version