Site icon Londra Gazete

Yalan rüzgarları

Günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri yalan bilgi ve haberlerin, propagandanın yaygınlaşması ve bunun karşısında kişiyi, toplumu korumanın zorluklarıdır. Aldığımız enformasyonun doğru olup olmadığı hem kişi, hem de toplum açısından ciddi sonuçlar doğurur. Dezenformasyon, yani bilerek insanlara yalan, yanlış bilgiler aktarmak yeni bir şey değildir. İnsanlık tarihinde hep vardı. Şimdi farklı olan bunun miktarının çok artmış olmasıdır. Bunun temel nedeni iletişim teknolojilerinde sağlanan büyük ilerleme ve sosyal medyadır. Bilgilerimizin çoğunu artık sosyal medya üzerinden elde ediyoruz. Bu bilgilerin doğru olup olmadığını bilmemiz zor. İnsanlara yalan, yanlış bilgiler aktarmak isteyenler sosyal medyadan yararlanıyorlar. Tabii gazeteler, televizyonlar gibi geleneksel medyada da dezenformasyon mümkündür. Özellikle hükümetin medyayı büyük oranda kontrol ettiği ülkelerde manipülasyon, yalan yaygınlaşır. Ahmet İnsel, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan “Yalanın egemenliği” başlıklı yazısında “Popülist otoriter liderlerin pıtrak gibi yerden bittiği bir dönemdeyiz. Yanlız liberal demokrasi geleneği olmayan ülkelerde değil, modern demokrasinin beşiği addedilen birçok Batı toplumunda da” diyerek bu otoriter popülist liderlerin yalan haberler yaydıklarını belirtiyor. Dezenformasyon iktidara gelmenin ve iktidarı korumanın önemli araçlarından biri haline geldi. Otoriter rejimlerle yönetilen ülkelerde dezenformasyon sorunu çok daha büyük ama demokratik ülkelerde de sorun var. Otoriter ülkeler onları hedef alabiliyorlar. Kısacası dezenformasyon çağında yaşıyoruz ve yalanla nasıl mücadele edeceğimiz konusunu ciddi olarak masaya yatırmalıyız.

Dezenformasyon eleştirel düşünceyi hedef alır. Eleştirel düşünce, yalanın, propagandanın en büyük düşmanıdır. Okullarda, üniversitelerde, medyada eleştirel düşünce yaygınlaştırılmazsa toplum yalana daha kolay teslim olur. Dezenformasyonun bu kadar büyük bir sorun haline gelmesi dünyanın gidişatının iyi olmadığını, gelişmiş liberal demokrasilerde de tıkanmalar yaşandığını gösteriyor. Devamlı yalan söylediği kanıtlanmış bir kişiyi Amerikalıların başkan seçmiş olması başka türlü nasıl açıklanabilir? Sistemde bir tıkanma var. Eşitsizliğin inanılmaz boyutlara ulaştığı, toplumun yüzde 1’inin neredeyse herşeye sahip olduğu toplumlar var karşımızda. 2008 mali krizi ve sonrasında yaşananlar bu toplumları derinden sarstı. Geleneksel siyasi partiler bu sorunlara çözüm üretmede yetersiz kalıyorlar, inandırıcı olamıyorlar. Sol partiler tamamen tıkanmış durumda. Sosyal adaletsizliğe karşı mücadelenin öncülüğünü yapmayı bırakın doğru dürüst bir vizyon ortaya koyamıyorlar. Bu durumda yalana, dezenformasyona, demagojiye dayanan popülist otoriter hareketlere gün doğuyor. İngiltere’de Brexit referandumu sürecinde AB’den ayrılma taraftarlarının söylediği yalanları hatırlayalım. Referandum sonrasında bu yalanlar açığa çıktı ama olan oldu. Faturayı tüm ülke ödüyor.

Popülist otoriter politikacılar sadece siyasi, ekonomik, sosyal gelişmeleri değil tarihi de çarpıtıyorlar. Kendi kafalarına göre tarih “yazıyorlar” ve halkın buna inanmasını sağlıyorlar. Bunun çok örnekleri var. Ahmet İnsel “Yalan veya çarpıtılmış tarih, yalan haberlerden çok daha kötü ve tehlikeli olabilir. Hem toplum içi barış, hem de uluslararası barış için tehlikelidir” diye yazıyor. Yalan söyleyenlerin, dezenformasyon yayanların bunu niçin yaptığını anlamamız zor değil ama insanların bu yalanlara nasıl kolayca inandığını anlamak zor. Yine Ahmet İnsel’e kulak verelim: “Bugün Türkiye’de “OHAL’den terör örgütleri ve mensupları dışında kimse zarar görmemiştir” ve “eskiden cenaze yıkayacak imam yoktu, cenazeler ortada kalıyordu” sözlerine inanacak önemli bir kitle varsa, popülist otoriter liderlik bunu kullanır. Sorun, toplumun önemli bir bölümünün sazan olmaya neden bu kadar yatkın oldukları ile de ilgilidir.”

Peki dezenformasyon karşısında ne yapılabilir? Project Syndicate sitesinde yer alan “Six Features of the Disinformation Age” başlıklı yazısında Kelly Born bazı hükümetlerin yasaları değiştirmeye başladığını yazıyor. Geçen Haziran ayında Almanya parlamentosu Facebook, Youtube gibi sosyal medya araçlarının “açıkça yasadışı” olan içeriği 24 saat içinde kaldırmamaları durumunda 50 milyon Euro ceza öngören bir yasa kabul etti. Rusya’nın son ABD seçimlerini manipüle edip etmediği konusunda ABD Kongresi Facebook, Twitter, Google ile diyalog başlattı. Kelly Born yasal önlemler almanın sorunu çözümlemede yeterli olmayacağına dikkat çekiyor. Günümüz dünyasında dezenformasyon ve propagandanın geçmişten nasıl farklı olduğunu anlamamız gerektiğini vurgulayarak bunları altı noktada özetliyor. Ayrıca yeni sorunları anlayabilmemiz için sosyal medyanın (örneğin Facebook) bu konuda elinde bulundurduğu verileri paylaşması gerektiğini yazıyor.

Aldous Huxley kitabına “Cesur yeni dünya” başlığını atmıştı. Maalesef dezenformasyonun ön plana çıktığı cesur yeni bir dünyada yaşıyoruz.

 

 

Exit mobile version