Türkiye’nin Kürt sorunu sınavı

Türkiye tarihsel bir sınav sürecinden geçiyor. Kürt sorununun çözümü için Kürt ulusal hareketi ile başlatılan müzakere süreci başarı ile tamamlanırsa, Türkiye iç huzura kavuşacak. Hem Türkler, hem de Kürtler rahat bir nefes alacak. Türkiye’nin içte ve dışta karşılaştığı sorunların çözümü kolaylaşacak. 2023’te 100. yıldönümünü kutlarken devletin tüm vatandaşlarını kucakladığı, anlaşmazlıkların siyasi zeminde çözümlendiği bir ülke olacak. Benzeri sorunlar yaşayan bölge ülkeleri için güzel bir örnek oluşturacak. Bu nedenle aklı başında herkesin devam eden müzakere sürecini desteklemesi gerekir. Özellikle ana muhalefet partisi CHP’ye bu konuda büyük sorumluluk düşüyor. 1946’da Türkiye’yi çok partili sisteme taşıyan CHP, şimdi ülkenin kanayan yarasını tedavide aynı cesareti ve kararlılığı gösterebilmeli. “Kaygılıyım” demek yetmiyor. Bu süreçte herkes kaygılı. Çetin, riskli bir sürecin sözkonusu olduğunu bilmeyen yok. Ama, ortada çok önemli, hatta tarihi bir fırsat var olduğu da biliniyor. Bu fırsat kaçırılırsa, kaygılar ve tehlikeler azalmayacak artacak.

   Müzakere sürecine giren AKP hükümeti büyük risk aldığını, farklı çevrelerden kaynaklanan provokasyonlar, engellemeler, kışkırtmalar olabileceğini biliyor. Paris’te üç Kürt kadının öldürülmesi buna örnekti. Hükümet buna rağmen müzakere yolu ile çözüme ulaşma kararlılığını sürdürüyor. Bunun sorumluluğunu üstleniyor. Kürt ulusal hareketi için de riskler sözkonusu. Ama, onlar da sorunu müzakere yolu ile çözümleme çabalarında kararlık sergiliyor. Gelinen kritik aşamada “Bu iş nasıl olsa başarılı olmaz” düşüncesi ile bir kenarda durmak veya hamaset yapmak ülkeye zarar vermektir. Başarı sağlanması için iyi niyetli herkesin elini taşın altına koyması gerekir. AKP hükümetinin başka politikalarını beğenmeyebiliriz. Ama, 10 yıllık süreçte Kürtler konusunda attığı olumlu adımların hakkını vermek gerek. Türkiye, Kürt vatandaşları konusunda önemli bazı adımlar attı. Keşke bu adımlar çok önceden atılsaydı. Türkiye insanı bu kadar acı çekmezdi. Şimdi küçük adımlardan büyük adımlara geçme zamanı. Ülkeyi gerçekten barış ve huzura kavuşturma, herkesin kendini evinde ve özgür hissedeceği bir siyasal sistem, bir sosyal uzlaşı oluşturma zamanı.

   Kimlikleri ret veya zor yolu ile asimile etme yaklaşımı ile sorunların çözümlenmesi mümkün değildir. Farklılıkları bastırarak, herkesi tek renge boyayarak istikrarlı bir sistem kurulamaz. İstikrar olsa olsa geçici olur. Birlikte yaşamanın koşulu olarak kendi kimliğinizi başkalarına dayatmak, ayrılığın tohumlarını ekmektir. Herkesin birbirine benzediği ulus devlet modelinde ısrar edildiği zaman ortaya daha küçük iki (veya daha fazla) böylesi devlet çıkar. Etnik ve diğer kimliklerin homojen olduğu model uygulanacaksa, dünyada 2000-3000 devlet kurulması gerekir. 21. yüzyılda devletlerin önündeki en büyük sınav, sınırları içindeki farklı kimliklerin eşitlik temelinde, barış ve işbirliği içinde yaşamalarını başarmaktır. Farklı kimlik grupları arasında demokratik ortak yaşam modelleri geliştiren devletler başarılı olacak. Vatandaşları huzur ve güven içinde olacak, mutlu bir yaşam sürdürecek. Bunu başaramayanlarsa hep huzursuz olacak. Dış aktörler bu sorunları kendi çıkarları doğrultusunda istismar edecek.

    Türkiye’nin komşu olduğu Ortadoğu’da şimdiye dek farklı kimlikler demir yumrukla birarada tutulmuştu. Otoriter rejimlerin zayıflamaya ve yıkılmaya başlaması ile monolitik bu yapıların ne kadar ciddi çatlaklar barındırdığı gün gibi ortaya çıktı. Sistem çözülmeye başladı. Irak, Suriye gibi Ortadoğu ülkelerinde ya farklı kimliklerin ortak çıkarlarını zemin alan demokratik yapılar oluşturulacak, ya da küçük küçük ulusal devletçikler ortaya çıkacak. Günümüzde devletlerin toprak bütünlüğünü korumanın yolu demokrasi ve insan haklarından, hoşgörüden geçer. Stratejik hedef, hiçbir ayrım yapmadan, tüm vatandaşların refahı, mutluluğu olmalıdır. Geriye kalan herşey bu hedefe endeslenmelidir. Kürt sorunu konusunda Türkiye’de devam eden çabaların başarısı tüm Ortadoğu’yu olumlu etkileyecek.

    Büyükelçilik ve MİT Müsteşarlığı görevleri yapmış olan Sn. Sönmez Köksal, Milliyet gazetesinde yayınlanan ve mutlaka okunması gereken “Jeopolitik depremler” başlıklı önemli makalesinde şu noktalara vurgu yaptı: “ Demokratik hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi ve derinleştirilmesi, hukuk ve sosyal devlet yapısının güçlendirilmesiyle ülke bütünlüğünü etkileyen etnik, mezhepsel ve ideolojik her türlü fay hatlarının gittikçe daralması ve hedef olarak yok edilmesi  ihtimali, ilk defa böylesine inandırıcılık kazanmış gibi görünüyor. Süreçte, Türkiye’yi oluşturan bu topraklarda doğmuş büyümüş hiç kimsenin gene vatanını oluşturan bu topraklara olan sevgisinden kuşku duymamak sorumluluğundayız. Hepimizin amacının, gelecek kuşaklara barış içinde yaşayan, birbirinin köküne, kültürüne, inancına, fikrine saygı duyan kenetlenmiş bir Türkiye bırakmak olduğuna inanmalıyız. Doğrudur;  katedilecek yol uzun ve risklerle dolu.  Bir diğer doğru da bölgemizdeki gelişmelerin bu yolu daha da tehlikeli kıldığıdır.” Sönmez Köksal bu hedefe ulaşmanın Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin demokrasi, insan hakları, hak ve özgürlükler, hukuk devleti gibi evrensel kurallarına sımsıkı bağlanmak, içselleştirip uygulamaktan geçtiğini vurguluyor.

İçinden geçtiğimiz kritik dönemde böylesi görüşlerin kamuoyuna aktarılması çok önemli.

   

           

      

 

Daha fazla göster

Yorum yazıp fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Reklam engelleyici kullandığınızı görüyoruz. ÜCRETSİZ olarak dağıtılan binlerce gatezemiz ve internet sitemizde yer alan haberleri okuyabilmeniz için her yıl on binlerce pound harcıyoruz. Bu ise sitemizde bulunan reklamlar sayesinde gerçekleşmektedir. londragazete.com’u kullanmaya devam etmek için lütfen bu alan adını reklam engelleyicisine ekleyerek bize destek verin.