Bertuğ Cemil: “Müzisyenliğim her zaman sanatçılığımdan önce geldi”

TÜRKİYE’DE önemli bir dinleyici kitlesine sahip olan, bir dönemin efsane ‘yağmur’ şarkısı ile kendisini tanıdığımız Bertuğ Cemil, bir yılı aşkın bir süredir Londra’da yaşıyor.

 

“Şarkı yazmaya başladığım dönemde Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil şarkılarının etkisi altındaydım. Bulutsuzluk özlemi yeni çıkmıştı. Babamın plaklarından Ruhi Su, Aşık Veysel, Barış Manço’yu dinliyordum. Bu insanın içine işliyor tabi ki. Her zaman müzisyenliğim, sanatçılığımdan önce geldi.”

TÜRKİYE’DE önemli bir dinleyici kitlesine sahip olan, bir dönemin efsane ‘yağmur’ şarkısı ile kendisini tanıdığımız Bertuğ Cemil, bir yılı aşkın bir süredir Londra’da yaşıyor. Bertuğ Cemil neler yapıyor, yeni projeleri var mı? Neden yaşamak için Londra’yı tercih etti? gibi birçok soruyu kendisine sizler için sorduk.

Şarkılarında bulduğumuz samimiyet ve içtenliği, sohbetinde de yakaladığımız Bertuğ Cemil’in röportajını keyifle okumanız dileğiyle.

 Üzerinden yıllar geçse bile dinlendiğinde aynı lezzeti verebilen birçok şarkınız var. Bunu nasıl başardınız?

Özellikle ilk albüm şarkıları o etkiyi yarattı ve diğerleri de sürdürdü. Sanıyorum şarkılardaki samimiyet ve yazıldığındaki naiflik insanlara geçiyor olsa gerek. Aynı dönem aynı işi yaptığımız arkadaşlardan, belki farklı bir şarkı yazma şeklim olduğundan olabilir. Şarkı yazmaya başladığım dönemde Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil şarkılarının etkisi altındaydım. Bulutsuzluk özlemi yeni çıkmıştı. Babamın plaklarından Ruhi Su, Aşık Veysel, Barış Manço’yu dinliyordum. Bu insanın içine işliyor tabi ki. Her zaman müzisyenliğim, sanatçılığımdan önce geldi. Şarkılarım, ilgilisinin bildiği, araştıranın bildiği şarkılar haline geldi yıllar içerisinde. O yüzden sanırım.

Londra maceranız nasıl başladı? Londra’da olmanın müziğinize kattığı artı ve eksiler neler?

Benim eşim üniversiteyi Brighton’da okumuş. Hep anlatırdı bana. Bir gün iş için geldi Londra’ya. Oldukça pozitif bahsetti buradan. Şu an röportaj yaptığımız Leicester Square’den de görüntülü konuşmuştuk. Oğlumuz da gördü. Çok beğendi buradaki hareketliliği. Bir gün gideriz, ne güzel derken, o gün İnönü Stadı’nın yanında, çoğunluğunu emniyet görevlisi olan 44 kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısı yaşandı. O dönem çok fazla şiddet olayları yaşanıyordu Türkiye’de. Biz de hem çocuğumuzun eğitimi için hem de daha güvenli bir yerde yaşaması için İngiltere’ye gelme kararı aldık. Aslında her şey bir araya geldi diyebilirim. Bizim oğlumuzda ADHD denilen bir kondisyon var. Dikkat bozukluğu diye ifade edilebilir. Maalesef biz Türkiye’de eğitim kurumlarında bu konuyla ilgili yeterli özeni göremedik. Buraya geldiğimizden beri eğitimi ile ilgili son derece memnunuz.

Müziğim ile ilgili olarak Londra’da ilk yıl yüksek hedeflerim yoktu. Yine de ilk senemde çeşitli mekan ve projelerde çalma fırsatım oldu. Güzel bir tayfa yakaladık burada. Çoğunluğu Türk ağırlıklı tabi. Daha henüz çok milletliliğe açılmış değilim ama hedeflerim arasında bu da var.

Ailenizde hiç sanatçı var mı? Neden müzik değil de, gazetecilik okudunuz?

Müziği çok sevdim çocukluğumdan beri. Babamın plaklarının bende ciddi bir etkisi var diyebilirim. Bir de anneme çocukluğunda alınmış bir gitar vardı ananemin evinde. Onu buldum bir gün. Çocukken alınmış Bulgar malı bir gitardı. İlkokulu bitirdiğimde, o zamanlar çok popüler olan orglar vardı. Bir tane org alınmıştı bana. Onunla ilk olarak başladım müziğe diyebilirim. Tabi ilkokulda da koro da şarkı söylüyor, müzik derslerinde iyi bir şekilde flüt çalıyordum. O zamandan başlayan bir ilgi vardı müziğe. Mustafa diye Bursa’da çocukluk arkadaşımla, evde Duran Duran şarkıları dinleyip, taklit ederdik. O tenis raketini alır, gitar çalarmış gibi yapardı, ben de perdenin kenarında püskül olur ya, onu elime alıp mikrofon gibi yapıp şarkı söylerdim. Mustafa’nın annesi bir gün bizi bir müzik stüdyosuna götürdü. Arkadaşları topladık grup kurduk. Stüdyonun sahibi Sedat abi, sağ olsun bizimle çok ilgilendi. Gitar nasıl tutulur, kayıt nasıl yapılır, anlattı. Sonra 14 yaşımda hayatımın ilk konserine çıktım. Dostluk konseriydi Bursa’da. Birkaç bin kişi vardı. Hatta ‘fighting for justice’ diye beste bile yapmıştık. Ayaklarım titredi konserde heyecandan ama çok keyifliydi. Çocukluğumuz böyle geçti. Gazetecilik okuyordum ama aklım hep müzikteydi. Üniversite yıllarımda Cengiz Köroğlu ile tanıştım. Jazz Stop isimli mekanda çalıyordu. Birlikte çalmaya başladık. Daha sonra mezun olduktan sonra da hep aklımda müzik oldu.

Daha önce verdiğiniz röportajlarınızdan birinde yabancı albüm fikrine sıcak baktığınızı söylemişsiniz. İngiltere’de bu fikir daha da gelişti mi?

 Kesinlikle gelişti. Daha önce birkaç tane yabancı şarkı yazmıştım. Yine yazarım diyordum ama buraya gelince öyle olmadığını anlıyor insan. Dillerin kullanımı farklı, mantık farklı. Bir de milyonlarca yapılmışı var. Yapacaksanız gerçekten farklı bir şeyler yapmanız gerekiyor. Şarkı yazma mantığı da, dili kullanma mantığı da farklı. Ne kadar İngilizceye hakim olursanız olun bunun için tecrübe gerekiyor. Yaşanmışlık lazım. Ancak buradaki sektör gerçekten aç. Sürekli yenilik istiyor. Filmlere müzik lazım, prodüksiyonlara müzik lazım. Müzik sektörü burada gerçekten çok hareketli.

Kurtalan Ekspres’i kariyerinizde nasıl konumlandırıyorsunuz?

Kesinlikle benim için çok önemli bir tecrübeydi. Özellikle Kurtalan Ekspres’ten bana teklif geldiği dönem benim için durgun bir dönemdi. Halkın karşısına çıkmayı, üst üste konserler yapmayı özlemiştim gerçekten. O açıdan çok iyi geldi. Mihrabın yerinde olduğunu gördüm. Çünkü haftada dört konser bile oluyordu zaman zaman.

Çok fazla sanatçının özellikle son dönemlerde Türkiye’den çıkıp başka ülkelerde yaşamaya başladığını görüyoruz. Bunlardan biri de sizsiniz. Sizce bu bir kaçış mı?

Benim ki bir kaçış değil. Oğlumu düşünerek geldim. Eşimde ben de memleketini seven insanlarız. Ancak Türkiye’de müzik piyasasında düşüş uzun zamandan beri devam ediyor zaten. Dediğim gibi herkesin bir şekilde yurt dışına çıkma nedeni vardır tabi. Bazıları Türkiye’deki şartların kendilerini daha az özgür hissetmelerine neden olmuş olabilir. Sanat özgürlük ister, aykırı şeyleri söylemek ister, kimsenin hoşlanmadığı şeyleri anlatmak ister yeri geldiğinde. Toplumu dürtmek ister, harekete geçirmek ister. Hayat hiçbir zaman tek tipliliği kaldırmaz. Mutlaka farklı bakış açılarının, farklı görüşlerin olacağı ortamın sağlanması gerekir. Eğer sanatçıların genel bir kaçış sebebi varsa etkileyen en büyük neden budur diye düşünüyorum.

Son olarak gelecek ile ilgili planlarınız nedir?

Grup arkadaşlarımla çeşitli potporiler yapacağız. Eventler için bu projeyi hazırlayacağız. Bir kolu Türkçe olacak, bir kolu İngilizce olacak. Buradaki ajanslarla çalışmayı düşünüyoruz. Çok yetenekli genç bir arkadaşım Serhat Kıvrım ile bir single albüm yaptık. Düzenlemesini ben yaptım. Gitarları ben çaldım ve beraber de söyledik. Klibi hazır, yaklaşık 1 ay sonra yayında olmasını bekliyoruz.  Kendisi de yakında duyurur sanıyorum. Türkiye’ye uzun süreden sonra bir şeyler sunabilmenin mutluluğunu yaşıyorum bende şimdiden.

Etiketler
Daha fazla göster

Bir Cevap Yazın

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek verin