Fikirler, özgürlük ve hukuk

Özgürlük fikri çok eskilere gitse de toplumun tüm bireylerinin hukuk tarafından güvence altına alınan özgürlüklere sahip olduğu fikri yenidir. İnsanların tarıma ve yerleşik yaşama geçmesi, şehirler ve devletler kurması ile başlayan Neolitik Dönem’den Amerikan ve Fransız devrimlerine kadar ( aşağı yukarı 12 bin yıl) esas olan hiyerarşi ve bu hiyerarşi içinde her gruptaki insanlara farklı statü tanınmasıydı. (Tarım Devrimi öncesinde küçük gruplar halinde avcılık ve toplayıcılık yapan insanlar herhalde daha özgürdü.) Tarım Devrimi ile başlayan dönemde özgürlük sadece yönetici gruplara aitti. Kölelerin hiçbir hakkı yoktu. Demokrasinin beşiği diye tanımlanan Atina’da sadece bir grup erkek özgürdü. Kadınların, kölelerin hakları yoktu.

Tüm insanların doğuştan temel bazı hak ve özgürlüklere sahip olduğu fikri Batı’da gelişti ve yavaş yavaş dünyaya yayıldı. 1776’da yayınlanan Amerikan Bağımsızlık Bildirisi şöyle başlar: “Bütün insanların eşit yaratıldıklarına; yaratıcıları tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiğine inanıyoruz”. 1789’da Fransız Devrimi “Özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkelerini ilan etmişti. İnsanların eşit olduğu, doğuştan temel bazı özgürlüklere sahip olduğu fikri insan aklının ürettiği bir fikirdir. Amerikan Bağımsızlık Bildirisi’ni kaleme alanların ilham kaynaklarından biri İngiliz filozof John Locke’tu. Bir fikir toplumda genel kabul görünce maddi güç haline gelir. Kaynağının insan beyni olması onun “gerçekliğini” etkilemez. İnsanlık tarihi (kendi döneminin koşulları ve sınırlamaları içinde) insan fikirlerinin, hayal gücünün hayata geçirilmesinden ibarettir. Hakim olan fikirler genellikle iktidarda olanların, gücü elinde bulunduranların fikri olmuştur. Gramsci bunu “ideolojik hegemonya” olarak niteler. Tarih boyunca çoğunluk tarafından benimsenen fikirler insanların yaşamını şekillendirmiştir. Bu nedenle fikirlerimiz ve bu fikirlerin bir şekilde insanlar tarafından kabul edilmesini, benimsenmesi sağlamak çok önemlidir. Gramci’nin de vurguladığı gibi bu sadece zor yoluyla sağlanamaz. İdeolojik mekanizmalar önemlidir. Köleyi köle olduğuna inandırmak gerek.

Toplumda hakim olan görüşler Hammurabi’den beri yazılı hukuka dönüştürülmüştür. Buna karşı çıkmak cezayı beraberinde getirir. Köleliğin olduğu bir toplumda bir kölenin kendi statüsünü reddetmesi ceza alması dışında bir sonuç doğurmazdı. Hindistan’da alt kasttan birinin kendi statüsünü reddetmesi, onun sosyal durumunu değiştirmez. Kölelik veya kast fikri toplumda kabul gördüğü ve hukukta yer aldığı sürece varlığını korur. ABD’de kölelik yasaklandıktan sonra ırk ayrımcılığı özellikle güney eyaletlerinde pratik ve hukuk olarak 1960’lara kadar devam etti. Önemli ilerlemeler sağlanmış ve hukuki temeli ortadan kaldırılmış olsa da hala bu ülkede ırk ayrımcılığı etkili olmaya devam ediyor. Hindistan’da kast hukuktan çıkarıldığı halde insanların buna inancı devam ettiği için hala etkili bir sosyal kurumdur. Yeni fikirler toplumda destek bulunca eski sosyal yapı yıkılır. Fransızların çoğu, kralın Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olduğu fikrine inanmaktan vazgeçip, kendilerinin eşit haklara sahip vatandaşlar olduğu ve egemenliğin kendilerine ait olduğu fikrini kabul edince yeni bir rejim ortaya çıkmıştı.

Fikirler bu kadar önemli olduğuna göre farklı fikirler, inançlar aralarında mücadele olması kaçınılmazdır. Bu mücadelenin nasıl olacağı son derece önemlidir. Tarih boyunca bu konuda iki temel yaklaşım olmuştur. Birinci yaklaşım, hakim görüş dışındaki görüşlere hayat hakkı tanımama, onları ezmeye çalışma yaklaşımıdır. İkincisi ise, farklı görüşlere hoşgörü ile yaklaşma, onlara yaşam alanı tanıma yaklaşımıdır. Elbette durum hiçbir zaman siyah-beyaz olmamıştır. Çeşitli dönemlerde çeşitli oranlarda baskı veya hoşgörü sergilenmiştir. Farklı görüşlere karşı hoşgörü fikrinin teorisi de esas itibarıyla Batı’da geliştirilmiştir. John Locke’un “Hoşgörü üzerine bir mektup” başlıklı eseri akla ilk gelen eserdir. Ancak, Doğu toplumlarında da farklı görüşlere, inançlara hoşgörülü olma ve olmama fikirleri arasında mücadeleler yaşanmıştır.

Çağdaş demokrasilerde fikir özgürlüğü temel özgürlükler arasındadır. Şiddete başvurulmadığı sürece farklı fikir ve inançları savunma ve yayma hakkı yasalarla güvence altına alınmıştır. Tabii, bazı ülkelerde farklı görüşlere hayat hakkı tanımama yaklaşımı devam ediyor. Baskı ve zorla tüm insanların resmi görüşü ve inançları paylaştığı imajı veriliyor. Farklı görüş belirtenler cezalandırılıyor, susturuluyor. İnsanlar iki yüzlü olmaya zorlanıyor.

Tüm insanların aynı görüş ve inançları paylaşması mümkün değildir. Ayrıca herkesin aynı doğrultuda düşündüğü bir toplum çok can sıkıcı olur. Toplumda ağırlık kazanan fikirler toplumu şekillendirdiği için fikir mücadeleleri kaçınılmazdır ve olumludur. Farklı fikirler yarışırken daha iyi fikirler ortaya çıkabilir. Fikir ve inançları ne olursa olsun herkes fikir özgürlüğü, karşılıklı hoşgörü ve bunların hukuk tarafından güvence altına alınması ortak paydasında birleşebilirse o toplum daha başarılı ve mutlu olur. Farklı görüşleri ve genelde farklılıkları hoşgörü ile karşılayan, özgürlükler ve hukuk ortak paydasında birleşen toplumlar yaratıcı ve ileriye giden toplumlar olur. Hiçbir görüşün başka görüşü baskı altına alma hakkı olmamalıdır. Geçmişte bu tür baskılar nedeniyle oluşan travmaların aşılması ve yeni travmaların yaratılmaması önemlidir. Özgürlükler, hoşgörü ve hukuk ortak paydası, sadece ulus devlet içinde yaşayan insanlar için değil, bölgesel ve küresel düzeyde işbirliği ve ortak yaşamın temelini oluşturabilir.

Daha fazla göster

Bir Cevap Yazın

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek verin