İngiliz demokrasisine darbe

Parlamentoyu askıya alma kararı İngiltere’de krizi derinleştirdi. Krizin nasıl çözüleceğini tahmin etmek zor.

Anayasaların anası Magna Carta’nın ülkesi, parlamentonun beşiği İngiltere’de halk tarafından değil, partisinin üyeleri tarafından Başbakan seçilen Boris Johnson demokrasiye büyük bir darbe vurdu. Brexit için belirlenen son tarihten iki hafta öncesine, yani 14 Ekim’e kadar Avam Kamarası’nın beş hafta süreyle askıya alınmasını kararlaştırdı. Parlamento askıya alındığı zaman hiçbir tartışma ve oylama yapılmaz. Kraliçe bu kararı onayladı. Otoriter rejimlerle yönetilen ülkelerde parlamentoların saf dışı edilmesine çok defa tanık olduk. Türkiye’de tek adam rejimi yaratma adına TBMM’nin etkisiz hale getirilmesi, geri plana itilmesi yakından bildiğimiz bir örnek. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak İngiltere gibi demokratik bir ülkede siyasi amaçlarına ulaşmak için Başbakan’ın parlamentoyu saf dışı etmesi çok düşündürücü bir olaydır. Demokrasiye indirilmiş bir darbedir. Avam Kamarası Başkanı John Bercow, parlamentonun rolüne sahip çıkarak alınan kararı “anayasal zorbalık” olarak niteledi ve amacın Brexit tartışmalarını engellemek olduğunu söyledi. İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, kararı, “zorbalık ve İngiltere demokrasisine tehdit” olarak niteledi. İşçi Partisi Başkan Yardımcısı Tom Watson, bunun İngiltere demokrasisine skandal bir hakaret olduğunu söyledi. Muhafazakar Parti’den eski Maliye Bakanı Philip Hammond, kararı “anayasal skandal” olarak niteledi. Parlamentonun askıya alınması sert siyasi tartışmalara neden oluyor.

Boris Johnson ve akıl hocaları bunu niçin yapıyor? İdeolojik bir saplantı olan anlaşmasız Brexit’e ulaşmada parlamento engelini ortadan kaldırmak için. Halkın iradesini, egemenliği temsil eden parlamento engeli aşılarak yürütmenin isteği doğrultusunda ülkeyi AB dışına çıkarmak istiyorlar. Parlamentoda çoğunluk anlaşmasız Brexit’e karşıdır. Muhafazakar Parti milletvekillerinin bir kısmı da buna karşıdır. Theresa May’in anlaşmasını üç kez reddeden bu parlamento Boris Johnson’a da “No” diyebilir. Amaç bunu engellemek ve 31 Ekim’de mutlaka Brexit’i gerçekleştirmek. Anlaşmalı veya anlaşmasız. Boris Johnson’un taleplerini AB’nin kabul etmesi mümkün görünmüyor. Bu durumda Brexit anlaşmasız olacak. Tabii teorik olarak İngiltere AB’den yeniden uzatma isteyebilir. Uzatmadan sonra Boris Johnson seçimlere gidebilir. Seçimleri kazanırsa istediği Brexit’i yapar. Kimse itiraz edemez. Kazanamazsa yeni alternatifler aranır. AB ile anlaşma yolları bulunur.

Başbakan Johnson bu demokratik yolu izlemek yerine demokrasiye darbe vurmayı tercih etti. Kendisi kişisel politik hesapları nedeniyle, çevresi de fanatik bir ideolojik saplantı ile tehlikeli bu yolu tuttular. Muhalefete “Hodri meydan” dediler. Şimdi muhalefetin ve Muhafazakar Parti içinde parlamentonun saf dışı edilmesine, anlaşmasız Brexit’e karşı çıkanların ne yapacağı önemlidir. Etkili bir strateji geliştirip uygulayamazlarsa Boris Johnson hedefine ulaşacak. Olan ülkeye ve demokrasiye olacak. İş dünyasına hitap eden İngiltere’nin ciddi gazetelerinden Financial Times, muhalefetin Johnson hükümetini düşürerek erken seçim tetiklemesi stratejisini önerdi. Bu gerçekleşir mi? Kolay değil. Muhafazakar Parti içinde Boris Johnson’un kararına karşı çıkanlar İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in geçici olarak dahi Başbakan olmasını istemeyecektir. Boris Johnson hesaplarını bunun üzerine kurdu. Şimdi muhalefet zor tercihlerle karşı karşıya ve zaman çok dar. Bir tercih yapmak zorunda. İngiltere, Brexit referandumundan beri siyasi fırtınalar yaşıyor. Şimdi fırtına çok çok güçlendi. Birilerini yıkacak. Kimi yıkacağını zaman gösterecek.

İngiltere üç yıldır Brexit krizi içinde debeleniyor. Sonucun ne olacağı hala belli değil. Kriz giderek derinleşiyor. Bunun ekonomiye yansımaları olumsuz. Aklı başında herkes anlaşmasız Brexit’in ülke için felaket olacağını görüyor ve söylüyor. Sadece Muhafazakar Parti içindeki fanatikler bu gerçeği göremiyor. AB’den ayrılmaının ülkeyi cennet yapacağını iddia ediyorlar. Gerçekler ortaya çıktığında “too late” olacak.

Ekim ayı İngiltere siyaseti için kritik bir ay olacak. Avrupa Birliği liderleri 17-18 Ekim’de zirve toplantısı yapacaklar. Esas konu Brexit olacak. Başbakan Boris Johnson bu zirveye katılarak isteklerini AB’ye kabul ettirmeyi planlıyor. Tehditlerini artırarak pazarlık gücünü artırmayı amaçlıyor. Parlamentonun askıya alınması da bu stratejinin bir parçası. Bir yandan parlamentonun anlaşmasız Brexit’i engellmesini zorlaştırırken diğer yandan AB liderlerine “Bakın ben bu işte ciddiyim. Anlaşmasız da ayrılırım” mesajı vererek pazarlıkta üstünlük sağlamak istiyor. Başarabilir mi? Zor. Avrupalılar eski Başbakan May’le yapılan anlşamada Johnson’u tatmin edecek önemli değişiklikler yapılmasını kabul etmeyecekler.

Parlamentoyu askıya alma kararı İngiltere’de krizi derinleştirdi. Krizin nasıl çözüleceğini tahmin etmek zor. Bu noktada demokrasiyi, parlamentonun egemenlik hakkını korumak açısından muhalefete büyük görevler düşüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Daha fazla göster

Yorum yazıp fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek verin