Venezuela nereye koşuyor?

Venezuela ekonomisi tam bir felaket yaşıyor. Hiperenflasyon uzun zamandır roket hızıyla yükseliyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 zirvesi için gittiği Latin Amerika’da Venezuela’yı da ziyaret etti. Uluslararası arenada yalnızlaşan, ekonomisi çöken, her geçen gün fakirleşen bir ülkenin lideri olarak Nikolas Maduro’nun bu ziyareti memnuniyetle karşılaması çok doğal ve anlaşılır. Böylesi bir ziyaretten Türkiye’nin ne kazandığı, ne kazanacağı ise meçhul. Erdoğan “İlişkilerimizde son iki yılda yakalanan büyük ivmeyi muhafaza etmekte ve ilişkilerimizi daha da ileriye taşımakta kararlıyız. Gerek siyasi, gerek askeri, gerek ekonomik, ticari, kültürel her alanda bu ilişkilerimizi geliştirmenin kararlılığı içerisindeyiz. Bugünkü ziyaretimle birlikte artık yeni bir safhaya geçtiğimize inanıyorum” dedi. Yüzde 1 milyona yaklaşan enflasyonla boğuşan, petrol üretimi devamlı düşen, insanların çoğunun karınlarını doyuramadığı, ülkeden göç ettiği, salgın hastalıkların yaygınlaştığı bir ülke ile yeni sayfa açıp açmamanın ne önemi var? Türkiye’nin Venezuela rejimi ile bu kadar yakınlaşması akılcı bir dış politika mı? Göreceğiz. Maduro’nun sosyalizm söylemleri ile serbest piyasacı İslamcı muhafazarlığın kol kola girmesi ilginç.

Herkesin kabul ettiği gibi Venezuela ekonomisi tam bir felaket yaşıyor. Hiperenflasyon uzun zamandır roket hızıyla yükseliyor ve Maduro bu konuda “dış güçleri” suçlamaktan başka bir şey yapamıyor. Bir aylık ortalama ücretle bir kilo et almak mümkün. Tabii et varsa. Venezuela dünyada en büyük petrol rezervlerine sahip ülkeler arasında. Ama kötü, hatalı yönetim, popülizm nedeniyle şimdiki duruma geldi. OPEC raporlarına göre petrol üretimi devamlı azalıyor. Açlık, yoksulluk nedeniyle insanlar ülkeyi terkediyorlar. 3.3 milyon kişinin ülkeden göç ettiği, ayaklarıyla oy kullandığı tahmin ediliyor. Kolombiya, Ekvador, Peru gibi ülkeler bu yoğun göç nedeniyle ciddi sorunlar yaşıyorlar. Venezuela’da kalan insanların çoğu çok zor koşullarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Nüfusun en az yüzde 85’i yoksulluk içinde. Dükkanların rafları büyük oranda boş. Korkunç enflasyon nedeniyle insanların alım gücü çok çok düştü. 2012 yılına göre ülkede sıtma vakalarında büyük artış oldu. Amerika kıtasındaki sıtma vakalarının yüzde 54’ü Venezuela’da. Ülkenin bir çok bölgesinde suç örgütleri at oynatıyor.

Venezuela, önce Hugo Chavez, sonra da Nikolas Maduro tarafından uygulanan popülist politikaların kurbanı. Aynı zamanda popülizmin tamamen iflas ettiği ülke. Bundan tam 20 yıl önce 6 Aralık 1998’de iktidara gelen Chavez, Venezuela’da sosyalizm kuracaktı. Ülke işçi, emekçi cenneti olacaktı. Petrol gelirleri ile bu sağlanacaktı. Bu söylemler dünyada sol kesimlerde epey sempati toplamıştı. Chavez vefat ederken bayrağı Maduro’ya devretti ve Maduro ısrarla aynı çizgiyi sürdürdü. 20 yıl sonra ortada bir enkaz var. Sosyalizm bu mu? Venezuela’nın demokratik bir ülke olduğunu söylemek mümkün değil. Aralık 2015 seçimlerinde parlamentoda muhalefetin çoğunluk elde etmesi demokrasiye dönüş için bir fırsattı ama Maduro farklı bir yol izledi ve demokrasi sadece şekilsel hale geldi. Demokratik süreçlerin çalışmaması, iktidarla muhalefet arasında diyalog olmaması krize çözüm üretmeyi imkansız hale getiriyor. Venezuela’nın her alanda ciddi reformlara ihtiyacı var. Bunlar hayata geçirilmeden sancıları bitmeyecek. Statükoya sıkı sıkıya sarılan Maduro dış destekle iktidarının ömrünü uzatmaya çalışıyor. Çin’le, Rusya ile, Türkiye ile yakınlaşmaya, onlardan destek almaya çalışıyor. Otoriter rejimlerin kendine sahip çıkmasını umuyor. Otoriter rejimler arası dayanışma var ama bu Maduro’yu kurtarmaya yeter mi? Sanmıyorum. Venezuela’nın sorunları içtedir. Yönetin sistemindedir. Popülizmdedir. Bunlar değişmeden sorunlar çözümlenemez.

Ekonominin başarılı olmasının, halkın refah ve özgürlük içinde, mutlu yaşamasının yolları bellidir. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Son zamanlarda Rusya, Çin gibi otoriter rejimler, popülistler çekici gibi görünse de bu yanıltıcıdır. Ama Rusya, Çin büyük ülkeler. Türkiye, Venezuela gibi ülkeler daha zedelenebilir durumdadır. Onların demokrasiye, kuvvetler ayrılığına, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, basın özgürlüğüne ihtiyacı daha fazladır. Elbette Türkiye ile Venezuela arasında ciddi farklar var ama yakınlaşma çabaları iktidar düzeyinde ortak yön algısı, dayanışma ihtiyacı olduğuna işaret ediyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik hedefi vardı. “Ankara kriterleri” vardı. Doğru olan hedef bu.

Venezuela’nın dramı bizi meşgul etmeye devam edecek. Zaman geçtikçe sorunları daha da artacak. 2019 yılı ülkenin geleceği için önemli bir yıl olacak. Bizim dayanışmamız yönetenlerle değil Venezuela halkı ile olmalı.

 

 

Daha fazla göster

Bir Cevap Yazın

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek verin