İngiltere gerçeklerle karşı karşıya

İngiltere için en kötü senaryo hiç bir anlaşma olmadan (no deal) AB’den ayrılma senaryosudur. Aklı başında herkes bu gerçeği görüyor.

İngiltere’deki gelişmeler hem bu ülke, hem de Avrupa için çok önemli. Bu nedenle Brexit konusuna devam etmek istiyorum. 2016 Brexit referandumu öncesinde AB’den ayrılma kampanyası yürütenler gerçek dışı, pembe tablolar çizmişti. Foreign Affairs internet sitesinde yer alan “Brexit and Broken Promises” başlıklı yazısında Peter Hall bunu inceliyor. Vaadlerden bir tanesini hatırlayalım. Avrupa Birliği’nden çıkarak haftada 350 milyon Sterlin tasarruf edilecek ve bu Ulusal Sağlık Servisi (NHS) için kullanılacaktı. Referandumdan sonra bunun tamamen yalan olduğunu Brexit kampanyasını yürütenler de kabul etti. 2016’dan günümüze NHS’in sorunları azalmadı arttı. Yine bu çevrelerin fantezilerine göre Brexit gerçekleşince İngiltere AB fonlarına para ödemekten, AB kurallarına uymaktan kurtulacak ama Avrupa ortak pazarı içinde serbest ticaretin meyvelerini toplayacaktı. İngilizce’de buna “having your cake and eat it” derler. Bu mümkün değil. Başka ülkelerle çok uygun ticaret anlaşmaları imzalanacaktı. Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti ilişkilerinin ne olacağı hiç tartışılmamıştı. Konunun önemi AB ile müzakere sürecinde ortaya çıktı. Bu fanteziler listesi uzar gider.

Başbakan Theresa May ile AB arasında varılan anlaşma bu beklentilerin ne kadar boş olduğunu ortaya koydu. İngiltere şimdi gerçeklerle karşı karşıya. Brexitçiler özeleştiri yapacaklarına, “kusura bakmayın biz sizi kandırmıştık” diyeceklerine varılan anlaşmaya saldırıyorlar. Anlaşma, karşılıklı tavizler temelinde mümkün olanın hayata geçirilmesidir. İngiltere açısından daha iyi bir anlaşma mümkün değil. Şimdi Brexitçiler “Bu anlaşmayı hayata geçirmektense AB’de kalalım” diyorlar. Günaydın beyler! Şimdiye dek aklınız neredeydi? Evet, AB’de kalmak İngiltere için en iyi alternatiftir. Muhafazakar politikacı Chris Patten’in belirttiği gibi “Good Brexit is no Brexit.” Ama işlerin bu noktaya gelmesinden sorumlu olanlar şimdi durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirmek için çaba harcıyorlar.

Varılan anlaşma yakında parlamentoya sunulacak ve çok büyük olasılıkla reddedilecek. Başbakan May “Anlaşma parlamentodan geçmezse ülke daha fazla kutuplaşacak” uyarısında bulundu. İngiltere’nin AB’den daha iyi bir anlaşmayla dönemeyeceğini söyledi. Bu çok doğru. Aslında ülke halihazırda çok kutuplaşmış durumda ve sonuç ne olursa olsun bu kutuplaşma ortadan kalkmayacak. İngiltere AB’den ayrılırsa kalma taraftarları kendilerini yabancılaşmış, dışlanmış hissedip mücadele edecekler. İskoçya’nın nereye yöneleceği bilinmiyor. AB’den ayrılma olmazsa Brexit taraftarları kendilerini yabancılaşmış, dışlanmış hissedecekler. Siyasi partiler içinde de kutuplaşma ciddi boyutta. Muhafazakar Parti’nin durumu ortada. Fazla dışarı vurulmasa da İşçi Partisi’nde de rahatsızlıklar olmalı. Corbyn ve destekçileri AB’ye sıcak bakmıyor ama parti içinde AB yanlıları büyük olasılıkla çoğunlukta. Kısacası İngiltere “catch 22” durumunda.

İngiltere’nin AB ile yapacağı pazarlıkta AB’nin avantajlı olacağını görmek zor olmamalıydı. Peter Hall’ın yazısında da belirtildiği gibi AB 450 milyon kişilik bir pazar. İngiltere ile ticaret yapıp yapmaması onu fazla etkilemez. İngiltere’nin ise bu dev pazara ihtiyacı var. Commonwealth ülkeleri ile ticaret anlaşmaları yaparak açığı kapatma düşüncesi fantezidir. AB, İngiltere’nin isteklerini kabul etse tüm üye ülkeler benzeri anlaşmalar talep edecekler ve birlik çökecek. Sadece fayda sağlayıp katkıda bulunmamayı, sorumluluk üstlenmemeyi kim istemez? Theresa May ile AB arasında varılan anlaşma AB’nin ne kadar taviz verebileceğini ortaya koydu. Brexitçiler beğenmese de mümkün olan budur. AB liderleri bugün anlaşmayı onaylayacaklar. Artık top İngiltere parlamentosunda olacak. Bu parlamentoda şimdiki anlaşma veya AB’nin kabul edebileceği, “mümkün olan” başka bir anlaşmanın kabul edilmesi çok zor. Anlaşmanın reddedilmesi durumunda ne olacağını öngörmek ise zor.

İngiltere için en kötü senaryo hiç bir anlaşma olmadan (no deal) AB’den ayrılma senaryosudur. Aklı başında herkes bu gerçeği görüyor. “No deal” durumunda ülkenin karşılaşacağı ciddi sorunlar basında ele alınıyor. The Economist son sayısında “The truth about a no-deal Brexit” başlıklı yazıda konuyu inceledi. Yapılan analizlerde anlaşmasız ayrılma durumunda geçici de olsa gıda sıkıntısı, ilaç sıkıntısından söz ediliyor. Ekonominin darbe alacağına kuşku yok. İşte Brexitçilerin ülkeyi getirdiği nokta. Dertsiz başa dert açmak bu olsa gerek. Gelinen noktada politikacılar gerçekleri görüp tavır değiştirirler mi? Çok zor. Herhalde Başbakan May anlaşma olmadan ayrılmanın getireceği tehlikeleri gören bazı milletvekillerinin tavır değiştirerek anlaşmaya olumlu oy vermelerini umuyor. Bu zor. İngiltere “en kötü senaryoya” doğru gidiyor ve kimse bunu durduramıyor. Ülkeyi ortak bir hedefte, ortak bir vizyonda birleştirmek hayal gibi. Yazık.

 

Daha fazla göster

Yorum yazıp fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Reklam engelleyici kullandığınızı görüyoruz. ÜCRETSİZ olarak dağıtılan binlerce gatezemiz ve internet sitemizde yer alan haberleri okuyabilmeniz için her yıl on binlerce pound harcıyoruz. Bu ise sitemizde bulunan reklamlar sayesinde gerçekleşmektedir. londragazete.com’u kullanmaya devam etmek için lütfen bu alan adını reklam engelleyicisine ekleyerek bize destek verin.