Gidişat çok çok kötü

Hem Türkiye’de, hem de Kıbrıs’ta krizden esas zarar gören halktır. Hem emekçiler, hem iş dünyası zor durumda.

Bir hafta önce “Gidişat kötü” başlıklı yazımda Türkiye’deki durumu ve TL’deki erimeyi ele almıştım. Aradan geçen bir hafta içinde durum hızla daha da kötüleşti. TL hızla erimeye, kan kaybetmeye devam etti. Artık TL’nin dolar, euro, sterlin karşısındaki değerini takip etmek zor. Rakamlar devamlı değişiyor. Siz bu satırları okuduğunuzda durum ne olacak? Bilemeyiz. Türkiye’yi yönetenlerin açıklamaları TL’nin kan kaybını azaltmak yerine artırıyor. Ağızlarını her açtıklarında TL aşağılara kayıyor. Kriz yönetimi diye bir şey görülmüyor. Maliye Bakanı’nın konuşması tatmin edici bulunmadı. Komplo teorileri ile, hamasetle kriz yönetimi olmaz. İktidar böyle de muhalefet daha mı iyi? Ülke derin bir kriz yaşarken ortada muhalefet yok. Kendi iç kavgaları ile meşgul. Türkiye basınının durumu içler acısı. Çok seslilik yok. Krizi ciddi bir şekilde tartışamıyorlar. Tüm bunlara Trump’ın ikinci darbesi eklenince TL tepe taklak gitti. Trump’ın acelesi yok. Eli güçlü. Satranç oynuyor. Zamanı geldikçe hamle yapıyor. Bu hamleler devam edecek gibi. ABD istediğini alıncaya kadar baskılarını sürdürecek. Türkiye’deki ekonomik kriz Batı basınında manşetlere çıkmaya başladı. Krizin Türkiye’ye kredi veren Avrupa ve Asya bankalarını nasıl etkileyeceği tartışılıyor. Yani iş sadece Türkiye ile sınırlı değil. Depremin etkileri dışta da hissedilecek.

Bu durumun niçin oluştuğunu komplo teorileri ile açıklamak mümkün değil. Komplo teorileri yandaşları belki tatmin eder ama gerçekleri ortaya koymaz. Yel değirmenleri ile dövüşmenin faydası yok. Türkiye niçin bu kadar derin bir kriz karşısında anlamlı bir tartışma yaşamıyor? Cumhuriyer gazetesi köşe yazarı Aslı Aydıntaşbaş “Alis Harikalar Diyarında” başlıklı güzel bir yazı yazdı. Müsaadenizle bu yazıdan alıntı yapayım: “Bu zincirleme trafik kazası, hepimizin gözleri önünde gerçekleşti. Yıkımı, yavaş çekim, topluca izledik. Güzel bir ülke vardı, sonra güzellikler yok oldu. Ülke kaldı ama insanları tedirgin ve huzursuz; bir umutsuzluğa boğuldu.” “Türkiye’yi yönetenler, kendilerine alternatif bir gerçeklik yarattı ve o sanal dünyada dolar yükselmiyor, ‘dış mihraklar’ yükseltiyor; demokrasi gerilemiyor, devlet ‘terörle mücadele’ ediyor; halkın yarısı seçimde yeni sisteme ‘Hayır’ demiyor, ‘içerideki odaklar karanlık senaryoları devreye sokuyor’. O sanal dünyada nüfusun ciddi bölümü terörist ya da teröre meyilli. Rejim hiç hata yapmıyor, çok fedakâr. Ekonomi iyi yönetiliyor; devlet hep vatandaşını kolluyor.” Maalesef oluşturulan yeni sistemde özgür tartışma çok zor. Halbuki bu dönemde ülkenin en büyük ihtiyacı çok seslilik, demokratik tartışma, demokrasi, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığıdır. Bunların eksikliği krizle mücadeleyi zayıflatıyor.

Bu durumda Türkiye ne yapabilir? Financial Times gazetesi Türkiye’nin liradaki düşüşü durdurmak için önünde 5 seçenek olduğunu yazdı. Faiz oranlarını artırmak, IMF’den yardım istemek, ABD’yle uzlaşmak, sermaye kontrolleri, gelip geçmesini beklemek. İlk dört seçenek mantıklı ve gerçekçi olan seçeneklerdir. Faiz oranlarını artırmak ve sermaye kontrolleri gerekli. ABD ile bir uzlaşıya varmak da gerekli. Aksi takdirde Trump hamlelerini artırarak sürdürecek. IMF’den yardım isteme noktasına gelinmese daha iyi olur ama işler o yöne doğru gidiyor. Prof. Dr. Korkut Boratav, Türkiye’nin içinde bulunduğu ödemeler dengesi krizinin bir finansal krize dönüşmesini engellemenin ana yönteminin IMF programı olduğunu söylüyor. IMF’nin kapısına gittiğinizde size dayatılan acı reçeteyi kabul etmek zorundasınız. Krizin gelip geçmesini bekleme seçeneği en kötü seçenek. Ancak Türkiye’yi yönetenler en azından şimdilik sanki bu seçeneği tercih ediyorlar. Siyaset bilimci Steven A. Cook “Erdoğan geri adım atacak mı?” sorusuna “piyasanın mantığı geri adım atması gerektiğini akla getirir, ama Türkiye siyasetinin mantığı bunun tersini akla getirebilir” diyor. Şimdiye dek yapılan açıklamalar “kriz er geç geçecek” mantığına yakın.

Kriz Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıs Türk ekonomisini de derinden etkiliyor. İnsanlar tedirgin. Önlerini göremiyorlar. Korku var. Belirsizlik var. Bu ortamda yapılan tartışmaları izliyorum. Herkes aklına geleni söylüyor. Doğru fikirler ifade edenler olduğu gibi, yanlış şeyler ifade edenler de var. Kıbrıslı Türk yetkililerin bu krizi etkileme olanağı var mı? Bence yok. Bu kriz Türkiye kaynaklı bir kriz ve ancak orada alınacak tedbirlerle aşılabilir. Bu basit gerçeği göremiyorsak işimiz zor. “Eşeğini dövemeyen semerini döver” konumuna düşmemek lazım. Hem Türkiye’de, hem de Kıbrıs’ta krizden esas zarar gören halktır. Hem emekçiler, hem iş dünyası zor durumda. Umudumuz bu krizin en erken zamanda aşılması. Bu konuda top Türkiye’yi yönetenlerde.

Daha fazla göster

Bir Cevap Yazın

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek verin