Gidişat kötü

Ekonomi eğri, demokrasi eğri, hukuk devleti eğri, dış politika eğri, basın özgürlüğü eğri. En nihayet ABD tarafından yaptırım uygulanan ülke konumuna gelindi.

Türkiye’nin haline bakınca ne görüyoruz? Ekonomi eğri, demokrasi eğri, hukuk devleti eğri, dış politika eğri, basın özgürlüğü eğri. En nihayet ABD tarafından yaptırım uygulanan ülke konumuna gelindi. Türk Lirası’nın durumu malum. Temmuz’da enflasyon yüzde 15.85 ile rekor kırdı. TL’de yüzde 30’luk kayıp ve üretim maliyetlerinde yüzde 25’lik artış sözkonusu. Temmuz’da hayat pahalılığı endeksinde yer alan ürünlerin yüzde 70’ine zam geldi. Cari açığın GSYİH’ya göre oranı 2016’da yüzde 3.8’ken, 2017’de yüzde 5.5’e yükseldi. Gidişatın iyi olmadığını görmek için uzman olmaya gerek yok. Peki, bu durum niçin oluştu? İktidarın yıllardır verdiği cevap “dış güçler”. Bunun tutarlı, doğru bir teşhis olmadığı kendilerine defalarca anlatılmış olmasına rağmen siyasi getirisi nedeniyle tekrarlanıyor. Bu argümana göre ekonomik krizin sorumlusu “Türkiye’nin başarılarını kıskanan, engellemek isteyen dış güçler, özellikle Batı.” Halk inandığı, inandırıldığı sürece bu argüman kullanımda olacak. İyi de “dış güçleri” suçlamak sorunları ortadan kaldırmıyor. Çözümlerin içte bulunması gerek. Esas olarak sorunların temelinde içte uygulanan politikalar yatar. Dış dünya ile ilişkiler iyi gitmiyorsa bunun nedenini de içte aramak gerek. Türkiye niçin yalnız kaldı? Bunun sorumlusu kim? Don Kişot gibi yel değirmenleri ile savaşarak büyük hedeflere varılamaz.

ABD ile ilişkilerde yaptırım noktasına ulaşılması vahim, çok riskli bir durum. Sonuçta ABD süpergüç. Deneyimli gazeteci Sedat Ergin “ABD ile ilişkilerin tarihinde benzeri görülmemiş bir bunalımın içinden geçiyoruz” diyor. “İşlerin göz göre göre nasıl bu noktaya geldiği, hangi hesap hatalarının yapıldığı hususlarında gerçekçi bir değerlendirmenin başlaması, hem bu türbülanstan çıkışın bulunması, hem de ileride daha da büyük zararların önlenmesi bakımından elzemdir” diye yazdı. Alman Die Welt gazetesi önemli bir tespitte bulundu. “Aslında açıklanan yaptırımların ekonomik açıdan anlamı yok, ama büyük bir felaketin yaklaşmakta olduğunun sinyalini veriyorlar” dedi. ABD’nin yaptırımları artırması halinde Türkiye ekonomisinin büyük zarar göreceği uyarısı yaptı. ABD ile ilişkilerde yaşanmakta olan kriz konusunda iktidar ve destelçilerinden hamasi açıklamalar geliyor. Örneğin İTO Başkanı Şekib Avdagiç “Anladıkları dilden konuşacağız” diyor. Eminim bu açıklama karşısında ABD korkudan titremeye başladı. Bu kriz hamasetle atlatılamaz. Neyse ki Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu söylemleri yumuşattı. İşlerin bu noktaya gelmemesi gerekirdi. Şimdi vakit kaybetmeden çıkış yolu bulunmalıdır.

ABD ile ilişkilerde krize neden olan rahip Brunson konusunda Hürriyet gazetesi yazarı Taha Akyol, Brunson meselesinin öncesinde Türkiye’nin hukuki olarak hatalı adımlar attığına dikkat çekti. Türkiye için dışarıda “Siyasi tutuklamalar yapıyor algısı” olduğunu kaydetti ve Deniz Yücel olayını, Büyükada davasını hatırlattı. Yargı bağımsızlığına gölge düşmüş olması bu algıları yaratıyor. Siz istediğiniz kadar “mahkemeler bağımsızdır” deyin. Dünya buna inanmıyor. Taha Akyol “Dünyaya yeniden hukuk ve kurumsal sağlamlık güvenini vermemiz gerekiyor” diyor. Daha ne desin? Brunson konusunda Cumhuriyet gazetesinde Aslı Aydıntaşbaş’ın “Brunson yaptırımları ve devam eden pazarlıklar” başlıklı yazısı ile Hürriyet gazetesi Washington Temsilcisi Cansu Çamlıbel’in, “Yanlış anlaşılma mı, Halkbank mı?” başlıklı yazısı önemli bilgiler içeriyor. Maalesef Hürriyet gazetesi Çamlıbel’in yazısını yayından kaldırmış. Yazıları yayından kaldırmakla bir yere varılamaz. Yazıda “Amerikan tarafı pazarlıklar sırasında Brunson’a karşılık Atilla’nın Türkiye’ye gönderilmesi fikrine yeşil ışık yaktı. Hatta ABD’nin Zarrab’la başlayan Atilla’yla nihayetlenen dava nedeniyle Halkbank’a kesilmesi muhtemel cezayı en düşük sınırda tutma yönünde bir takım garantiler verdiği de anlaşılıyor” deniyor. Aydıntaşbaş da pazarlık yapıldığını yazıyor. Mahkemeler bağımsızsa nasıl pazarlık yapılıyor?

Türkiye’nin “büyük hedeflere doğru ilerlediği ve Batı’nın bunu engellemek peşinde olduğu argümanına, Savunma Bakanı Akar’ın dediği gibi Batı’nın “Türkiye’nin kutlu yürüyüşünü durdurma” amacında olduğuna inanıyorsanız oluşan durum hakkında hiç kafa yormanıza gerek yok. Tüm cevaplara sahipsiniz. Yok eğer işin bu kadar basit olmadığını, içte de hatalar yapıldığını düşünüyorsanız konuyu anlamak için araştırma içinde olmalı, okumalı, düşünmelisiniz. Türkiye dünya ile, Batı ve ABD ile kavga ederek hedeflerine ulaşamaz. Türkiye’de pompalanan Batı düşmanlığının gerisinde siyasal İslamcı anlayışlar yatar. Bu anlayışların şimdiye dek ülkeye faydası olmadı. Bundan sonra da olmayacak. Türkiye’nin dış sermayeye ihtiyacı var. Bu pragmatik, akılcı politikalarla, demokrasi, hukuk devleti, basın özgürlüğü ile sağlanabilir. Taha Akyol’un yazdığı gibi “Dünyaya yeniden hukuk ve kurumsal sağlamlık güvenini vermemiz gerekiyor.”

 

 

Daha fazla göster

Bir Cevap Yazın

İlgili haber

Close

Reklam engelleyici tespit edildi!

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek verin